Mutlu olmak için ille de çok şeye mi ihtiyacı olmalı insanın? Bu soruya herkesin vereceği cevap elbette aynı değildir. Fakat verilecek cevaplar inandırıcı olması gerekir. Aradığımız şey gerçek anlamda bizim istediğimiz şey olmalıdır. Yoksa yaşadıklarımız bizim değil de başkalarının hayatı olur da haberimiz olmaz. Kendi hayatlarının değil de başkalarının hayatını yaşayanların geçmişe dönük hatırlayacakları ne güzel anıları olur ne de kendilerine ait hayatları.
Kalem yazamaz, fikir üretemez olur ya kimi zaman işte öyle bir anda farklı alanlara yönelmek ister insan. O anlarda güzel ve anlamlı bir şey bulmak gerekir. Ben de yazıya farklı girdim lakin girişin beni sonuca götürmeyeceğine kanaat getirdim. Böylece yazdığım yazıyı değiştirip yeni bir yazı yazmaya karar verdim. Bu hafta çocukluğumuzun en vaz geçilmez iletişim aracı olan radyonun hayatımıza kattıklarını ve izlerini yazmaya çalışacağım. Bizim İlçe Milli Eğitim Şube Müdürümüz Süleyman Bedir Bey âlem insandır. Bulmuş eski radyoları onların tanıtımını yapıyor. Aslında güzel de yapıyor. Geçmişte hayatımızda önemli iz bırakan radyoyla ilgili anıları anımsatıyor insanlara. Kişilere kendi tarihlerinden kesitler sunuyor. Tabi ki alana ve anlayana.
Ülke olarak bugünkü seviyelere nereden geldiğimizi bizler çocukluğumuzdan çok iyi biliyoruz. Radyo çocukluğumuzda çok mühim bir yere sahipti. Hatırlıyorum rahmetli dedemin eski ama güçlü bir radyosu vardı. Havadisleri dinlemek için çok mühimdi onun için radyo. Ama sadece haberleri dinlemek için. Ondan fazlası yasaktı. Dedemden başkası ona dokunamazdı. Pilli idi. Zırt pırt açıp pilleri bitmemeliydi. Neyse zaman biraz daha ilerlemişken babam bize radyo aldığında ne çok sevinmiştik. Şehirli hayat için basit, bizim hayatımız için çok önemli gelişmeydi bu.
Öyle her program dinleme özgürlüğüne de sahip değildik. Bizler radyoda hafta içi her gün 09.40-10.00 arası yayımlanan arkası yarın tiyatro oyununu dinlemek için sabırsızlıkla beklerdik. İnsan bilmediğinin cahili olurdu. Kulaktan dolma, her şeye karşı olma anlayışı yaşlılarımızda vardı. Rahmetli babaannemden gizli gizli dinlerdik radyoyu. Sessizce kimseye duyurmadan dinlerdik. Yoksa muhtemeldir radyomuzun başına geleceklerden endişe duyardık.
Yaşlılar için haber ve hava raporundan ibaretti radyo. Bizim içinse hafta içi sabah kuşağında Arkası Yarınlar, akşam kuşağın ise Çocuklarla Baş başa programları hem eğitici hem eğlendirici programlardı. Çarşamba gecelerinde 21.00-22.00 arasında yayımlanan Radyo tiyatrosu ise hepimizin iple çektiği saat olurdu. Adeta onunla biz de birer tiyatrocu, bir oyuncu olurduk. Gece 22.00’dan sonra ise Bir Roman, Bir Hikâye programı ise adeta bir masalcı nine, dede, anne ya da baba gibi gelirdi bize. Kültür sanat programlarında hafta sonu kuşağında müzik eğlence ve bilgi kültür yarışmaları hayatımıza çok şeyler kattığına inanıyorum. Çocukluğumuzun radyosu mu radyodaki çocukluğumuz mu desek ne cevap veririz ki?
Maçların radyoda yayımlanması ayrı bir heyecandı. Kısa süreliğine şehirlerden şehirlere bağlanarak yapılan canlı yayınlarla maç heyecanını radyo başında yaşardık. Sunucuları bile ezberler, sunucuların seçilmesinde bile bir niyet arardık. Nitekim de öyle olurdu. Ses ve anlatım sıkıntısı olanlar Anadolu’ya gönderilirdi. Hafta sonları maç kritikleri de ayrıca merakla dinlediğimiz programlardı. Sanki haftanın bir panoraması sunulur ve haftanın özeti yapılırdı. Bizler de kesintisiz programı dinlerdik.
Kapalı toplum yapılarının yaşandığı kırsal kesimde birbirine yakın endişelerle radyolar ya evlere sokulmadı ya da sokulunca varlığını kabul ettirmek kolay olmadı. Televizyon çıkınca, televizyon yaygınlaşınca; radyo tercih edilme oranını yavaş yavaş yitirdi. Teknolojiye yenik düşse de radyo hayatımızın en güzel yılları olan çocukluğumuzun hayallerini geliştiren, bize geniş hayal gücü katan bir araçtı. Dilimizin düzgünlüğü, sözümüzün etkisinde radyonun katkısını göz ardı edemem.
Hâlâ olsa da radyolar aynı ruhu ve heyecanı veriyorlar mı ki? Bugünün çocuklarına belki komik, belki saçma gelecek ama ayağı sağlam yere basacak hayallerin kapılarını aralardı radyo. Şimdi eminim ki radyoyu tanımayan insanlar çıkar içimizden. Bugünün gençleri için onca “cazip” iletişim araçları varken kim ne yapsın ki radyoyu?