Peygamberin bizi anlamasını beklemek

Sevmek; anlamayla, tanımayla başlar. Tanımadığınızı, anlamadığınızı sevdiğinizi söylerseniz bu çok da inandırıcı olmaz. Türkiye yaşadığı sosyal ve siyasi olaylarla gündemi sürekli değişen ülke olduğunu yaşadıklarımızdan biliyor ve görüyoruz. Ama ne olursa olsun milletçe hep uçlarda yaşıyoruz hayatı. Buna en güzel örnek "Kutlu Doğum Haftası" programlarıdır. Dün irtica için gerekçeydi bugün en baş tacı yapılması gereken etkinlik haline gelmiş. Yanlış anlaşılmasın benim bunda bir rahatsızlığım yok. Meselenin amaç boyutundan çıkıp araç boyutuna dönüştürülmesi meselesidir. Kültür Savaşları inançlar üzerinden yürütüldüğü için. İnançlar her dönemde hep hedefte olurlar.

 

İnançlar toplumların var olmasında olmazsa olmaz etkendir. Bunu yok saydığınızda kendinizi yok sayarsınız. İnançları gösteriş için yaparsanız, bir yerlere ulaşmak için yaparsanız bu da amacına ulaşmaz ters teper. En iyisi amacına uygun bir ihtiyaçla, samimiyetle inançlarla yaşamaktır. Yaşadığımız için mi alıştığımız için mi yapıyoruz? Bu çizgiyi iyi düşünmeliyiz.

 

Peygamberimiz ülkemiz için ve diğer tüm ülkeler için çok değerli şahsiyet, rehber, önderdir. Onu anlamaya çalışmak, onun öğretilerini yaşamak sadece ülkemize değil bütün dünyaya adalet, barış ve huzur getirecektir. Her yönüyle O2nu tanımak içinse yapılan" Kutlu Doğum Etkinlikleri" bunu fırsata dönüştürmek gerekir. Her yönüyle Peygamberimizi anlatıp tanıtmalıyız. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu fırsata dönüştürmek için toplumla Peygamberimiz'i (SAV) buluşturmanın projelerini geliştiriyor. Toplumun genel yanlışlarını her yıl seçtiği temalarla ortaya koyarak bu yanlışların tedavisine katkı veriyor.

 

Miladi takvime 20 Nisan olan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (SAV) doğumu nedeniyle Türkiye'de 14- 20 Nisan Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanıyor. Son zamanlarda içerik zenginliği bakımından oldukça zengin hale getirilen programlarda seyirci ilgisi de o oranda artıyor. Gördüğümüz temel tehlikeyse Peygamberi yaşamaktan çok anlatmak, o sayede yapılan programları yarıştırmaktır. Aslında klasik olarak herkesin yaptığı gibi değil de Peygamberimizi (SAV) anlamak, anlatmak ve onun örnek hayatını yaşamak için gayret sarf etmek gerekir. İzleyicilerden çok alkış almak, aferin desinler, salona insanlar sığmadı desinler diye yapılan programların dünyalık faydasından başka ne karı olabilir ki? En iyisini biz yaptık, en kalabalığını biz sağladıksa amaç zaten iş bitmiştir.

 

Hedefinde adeta Peygamberimiz'i (SAV) anlamak değil Peygamberimiz bizi anlasın havası olan programların kimseye faydası olmaz. Herkes çizgisine iyi baksın. Hangi çizgiden gittiğini iyi değerlendirsin. Yapılan ve onca emek harcanan programların mükemmelliğine kimsenin diyecek sözü olmasa gerekir. Ama bütün yaş gruplarında teşhirin öne çıkarıldığı Kutlu Doğum Programları korkarım hesabımıza ateş olarak yazılacaktır.

 

Başa dönersek dünün Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si arasında düşünce ve ifade özgürlüğü ile inançlar noktasındaki gelinen düzey sevindiricidir. Bu düşünce ve inanç özgürlüğünü hoyratça harcamamalı, gereğini yerine getirilmelidir. Kurumsal özgürlüğün olmadığı bir ülkede dönemsel değişimler hep rövanşist mücadelere dönüşür. Kendinden başkasının düşünce ve inançlarını önemli görmeyen, ötekileştiren düşünceler için inançlar ve düşünceler tehlikedir. Bu tehlikenin ihtimalini düşünerek bugünden yarın inşa edilmelidir. Bu münbit topraklar boş geçirilirse yarın yaşanması muhtemel manevi kıtlıkta kimse ağlayıp, sızlayamaz. Bugün Peygamberi anlamayı değil Peygamberin bizi anlamasını bekliyor hale gelmişsek ana yoldan çok uzaklaştık demektir.

 

 

 

    
YORUM EKLE

banner15

banner16

banner20

banner19

banner22

banner21