“Payitaht Abdülhamit” başlıyor

Yaşamak en mutlusundan, en heyecanlısından olmalı insan için. Hayatın gayesi olmalı, onu tutup almalı hayatın içine,  en canlı ve hareketli yapmalıdır. Gayesiz hayat ne yaşayana ne de yaşanılan topluma değer katar. Hayatı anlamlı kılan hayata yüklenilen amaçtır. Amacı olmayanların ya da amaçlarını yitirenlerin ne hayatları mutlu olur ne de gelecekleri umutlu olur.

 

Gönül dünyamızı doldurduklarımızın anlamı da olmalıdır. Anlamsız dolgular boşunadır, sinede yüktür. Okumak; anlamak, düşünceyi olgunlaştırmak, hayata farklı gözle bakmayı sağlamaktır. İdealler fedakârlıklarla yaşar ve büyür. Tabi ki önce ideal olmalı insanın hayatında. Toplum olarak çoğu zaman okumamaktan yakınıp duruyoruz. Şu bir gerçektir ki okumamanın toplumların hayatına  kayıplara neden olduğunu yakinen görüyoruz. Düşüncesizlik ve kısır döngü içinde debelenip duruyoruz. Yalnız, olaya bir de farklı taraftan bakmak istiyorum.  Okumamadan yakınırken bir de bakıyoruz ki bir yanımızda okuyan gençleri  var.  Bu bir tenakuz değil mi diye kendimize sormadan edemiyoruz. Bu sefer bakıyoruz ki  ellerde kalın kalın, kocaman kitaplar duruyor. İyi de bunda yadırganacak ne var diye sorulabilir? Okunuyor işte. Hem de kocaman hacimde kitaplar okunuyor.

 

Okumak amaç olsa da asıl amaç ne okuduğunu bilmektir. Koca koca kendi kültüründen uzak, toplumsal gerçeklerle örtüşmeyen hayali aşklarla örülmüş yabancı müelliflerin yazdığı eserlerin okunması okuma alışkanlığından başka bir şey kazandırmaz desek yazarlara haksızlık etmiş mi oluruz? Elbette böyle “ hacimli” bir eseri yazana hakkını teslim etmek lazımdır. Onu bir kenara bırakarak diyorum ki okuyalım ama bilinçli okuyalım. Bizden olanı, bize yeni ufuklar açacak olanları okuyalım. İlk önce insan; tarihini, kültürünü, edebiyatını, sanatını okumalıdır. Evrensel klasikler de okumalıdır elbette fakat önce kendini okumalı, kendini tanımalıdır. Kendini bildikten sonra nereye giderse gitsin kaybolmaz insan.

 

Kendini tanımanın bir yolu da geçmişini okumakla olur. Geçmişini okuyan, öğrenen, tanıyan  kişi gelecek vizyonu daha gerçekçi ve sağlam kurar. Televizyonun olumsuzluklarını gidermenin yolu yine televizyondur. Tıpkı zehir panzehir ilişkisi gibi. Toplumsal ahlak, kültür ve medeniyet namına iyi işler yapılırsa iyi şeyler yaşatılır. Kötü şeyler yapılırsa kötü sonuçlar çıkar karşımıza. Yıllarca milletimizin inançlarını düşman gören, milleti düşman belleyenler milletin değerlerine bilinçli savaş yürüttüler sinema ve televizyon vasıtalarıyla. Kişi düştüğü yerden kalkar. Şimdi biz de bozulan tarih ve medeniyet algımızı değiştirecek projeleri ortaya koymak zorundayız.  Yıllarca milletin verdiği vergilerle bütçeden kaynak aktarılan televizyonlar milletin ceddine  ekranlarından küfrettiler, tarihi şahsiyetleri yanlış tanıtarak itibarsızlaştırdılar. Şimdi artık, bozulan yanlış tarih algısı milletin kanalında düzeltilmeye çalışılıyor. Diriliş Ertuğrul dizisiyle atasına saygı duyan, ondan gurur duyan, ondan cesaret bulan insanlarımız var. Bu diziler sayesinde kötülenen tarihimizin de onların anlattığı gibi olmadığını görme fırsatımız oluyor.

 

Son dönem Osmanlı Hükümdarların arasında  en çok tartışılan  hiç kuşku yok ki Sultan 2. Abdülhamit Han’dır. Milletimizin düşmanları tarafından sevilmeyen, tarihte Kızıl Sultan olarak yaftalanan  2.Abdülhamit Han’ın doğru anlaşılması için TRT yeni bir diziye başlıyor Payitaht “Abdülhamit”  diye. Osmanlı’nın en buhranlı döneminde tahta geçen ve tüm düveli muazzama tarafından saldırı altında tutulan devleti iç ve dış düşmana rağmen 33 yıl ayakta tutabilmiştir Sultan 2. Abdülhamit Han. Tüm gayretiyle sözüm ona ülkeye özgürlük getirmek için onu tahttan indirerek Devlet-i Aliye-i Osmani’nin yıkılmasına zemin hazırladılar.

 

Bu diziyi sadece dünü öğrenmek için değil bugünle çok benzerlik taşıdığı için önemsiyorum. O denenle başarılı olacağına inanıyorum.  Dün, Abdülhamit gitsin de ne olursa olsun zihniyeti vardı. Bugün de onun  benzerleri, çağdaşları var karşımızda. Dün Sultan Hamit için zorba, istibdatçı diyenler bugün tek adam diyorlar. Dün projelerine karşı çıkılana bir hükümdar vardı. Bugün onun projelerini hayata geçirenlere karşı çıkılıyor. Dün tüm İslam dünyasının ve mazlum milletlerin sorunlarıyla ilgilenen, onların gücünü ortaya çıkarmaya çalışıp ülkenin beka sorununu aşmaya çalışan bir anlayıştan bugün içte ve dışta saldır altında olan bir Türkiye var. Benzer örneklere onlarcasını ekleyebiliriz. Önemli olan olayı kişisellikten uzak tutarak ülkemize saldıranlar dün kimse bugün de aynı zihniyette kimselerin olduğunun gerçeğidir. Kişiler gelip geçici milletler kalıcıdır. Milletin varlık ve birliğine gelecek saldırılara karşı birlikte konulmalıdır. Burada da önemli olan dost kim düşman kim onu öğrenebilmektir. “Payitaht Abdülhamit” dizisi inşallah tarihi gerçeklerden uzaklaşmadan, o dönemi iyi yansıtır ve bu döneme de ışık tutar.  “Payitaht Abdülhamit” dizisi içimizdeki bize düşman olan, geçmişine sövenleri üzebilir. Milletin dostunu sevindiren düşmanını üzen her ne ise desteklenmelidir. İnşallah her şey milletimizin faydasına olur.