Dünyada meydana gelen değişimler güvenlik anlayışında önemli değişiklikler yapmıştır. Ülkemizin bulunduğu jeostratejik konum gereği güvenlik meselesi öncelikleri arasında yer alıyor. Bu nedenle Türkiye’de ordu güçlü olmak zorundadır. Hem kendi çıkarı hem de bölgenin çıkarı için bunu başarmak zorundadır
Türk ordusu gelenekleri bakımından çok eski bir ordudur. Türkler bulundukları bölgelerden dolayı istila ve saldırılara karşı hep tehlikeler açık durumda kalmışlardır. Bu şartlar onu daha küçük yaştan itibaren asker gibi yetişmeye itmiştir. Böylece ‘’her Türk asker doğar’’ sözü kültürümüze yerleşmiştir. Başkaları yadırgasa da bu böyledir. Kurulan ilk Türk devletlerinden günümüze kadar Türkler ordusunu el üstünde tutmuştur. Ona karşı toz kondurmamıştır. Yeri geldiğinde hataları olmuşsa da onu görmezlikten gelmiştir. Bu görmezlikten gelme öyle ileri gitmiş ki artık ülkenin önünü tıkama noktasına kadar varmıştır. Bu kutsanan kurum halkın üzerine titrediği kurum artık korkulan kurum haline gelmiştir.
Asli işini bırakan ordu üzerine vazife olmayan işlerle uğraşmaya başlamıştır. Bu sebeple dışa karşı caydırıcı değil içe karşı korkutucu olmaya başlamıştır. Özellikle Osmanlı İmparatorluğunda elde edilen başarılarda büyük söz sahibi olmuştur. Fakat gerileme ve dağılmada da aynı oranda söz sahibi olmuştur. Siyasete karışarak elde ettiği kazanımların elinden çıkmaması için değişimin önünde yalçın kaya gibi durmuştur. Sonunda ne zaman ki 2. Mahmut bu yapıyı değiştirmiştir o vakit bazı değişimler oluvermiştir. Gerçi aradan geçen zaman çok büyük olduğu için bu değişimler koskocaman imparatorluğun kurtarılmasına yetmemiştir. Fakat yeniçeri ocağının kaldırılması ve yerine yeni bir ordu kurulması Devleti Aliye-yi Osmaniye’yi şer güçlerin elinden kurtaramamıştır. Ancak yapısal olarak reformlar bu tarihten sonra gerçekleşmiştir.
Bugün yaşadıklarımız dünden pek farklı değildir. Osmanlı Devleti’nin devamı olan genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’da son dönemde yaşanan askeri yanlışları üzerine almış gözüküyor. O günün mücadelesi gereği Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar, halka lider olanlar askerlerdi. Kurulan devlet askerin halkla beraber mücadelesi ile kuruldu. Daha sonra artık bu olağanüstü durum geçince herkesin asli görevine dönmesi gerektiğine inandı halk. Fakat bu pek de mümkün olmadı. Ellerindeki bu yönetme gücünü çok sevdiler. Bunu bırakmak istemediler. Bu uğurda halkın istekleri değil de kendi isteklerini hep önde tuttular. Bu arzu onların halka bakışlarını da etkiledi. Hem üniformalı olmak hem de yönetici olmayı asla bırakmak istemediler. Bu sebeple zaman zaman siyasete müdahaleyi doğal bir şey olarak gördüler. Asli işlerini bıraktıkları için ülkenin gerçek gücünü kullanamaz hale geldi. Kendi iktidarlarının devamı için varlık sebebi olan halkı düşman görebilecek duruma kadar gelebildi. Dışarıya karşı caydırıcı olmak yerine içeriye karşı korkutucu olmak gibi tezat bir duruma düştüler.
Bu millet ordusunu canı gibi sever. Onu gözü gibi korumak ister. Arasına girenlerden rahatsızlık duyar. Elbette bu ordusunun kışlasında gerçek işi ile meşgul olması iledir. Böyle asli işini yapan bir ordu içeride sevilen ve el üstünde tutulan dışarıda ise korkulan bir ordudur. Son yıllarda yaşadığımız olaylar ordumuzun gerçek işi ile pek de izah edilecek tarafı yoktur. Bir sürü dış düşman varken halkını düşman olarak belleyen bir ordu haline getirilmişti Türk ordusu. İçerisinde öyle yapılanmalar oluşmuş ki insanın içini acıtıyor. Büyümemize, güçlü olmamamıza büyük katkı sağlayacak ordumuz bunu önünde en büyük engel oluyor. Ordunun içine sızmış illegal yapılarla Allah korusun nasıl başarı sağlanır?
Bugün yaşadıklarımız asla olağanüstü olan olaylar değildir. Normalleşmenin olduğu durumlardır. Milletine komplo kuran bir ordu milletini nasıl savunabilir? Ülkenin güvenliği dışında işlerle uğraşan bir ordu hangi düşmana caydırıcı gelir? Yaşadığımız kriz diye adlandırılan olay masum olarak asla görülemez. Askerini koruyamayan. Askerini ölümünden sorumluluk duymayıp arkadaşlarının durumuna üzülüp orduyu yüz üstü bırakanlar millete hiçbir şey anlatamazlar? Bu olaylar umulur ki askerin asli görevine dönmesine imkân sağlar. Asker asli görevini yaptığında, asker kışlasına döndüğünde ülke hem daha güçlü hem de daha güvenilir olacaktır. Siyaset gerçek gücüne ulaşma imkanı bulduğunda ülkenin kalkınması ve zenginleşmesi daha da artacaktır. Millet ordusunu kışlasında güçlü istiyor. Onu düşmanına karşı büyük bir güç olarak görmek istiyor.