Aylardan Mart Çanakkale kan ağlıyor bugün. Tıpkı 98 yıl önce kan ağladığı gibi kan ağlıyor Çanakkale. Mart ayı tarihimizin inşası için en önemli aydır. Bu sen-i devriyeler hep manevi dünyamda fırtınalar koparır. Sanki o günleri tekrar yaşarım. Bu duygu bu millete mensubiyetimin bir gereği olarak beni alıp götürür bir yerlere. Bu gittiğim yerler milletimin sinesidir. Oradan güç ve enerji alıp tekrar dönerim bugüne.
Çanakkale Türk Milleti için ölüm demektir. Çanakkale yeniden dirilmektir. Çanakkale dünün acı tecrübesi ile yarını inşa etmek demektir. Çanakkale her dara düşünce çözüm üretmek demektir. Çanakkale Türk Milletinin kaderinin kanla yazılması demektir. Çanakkale vatanı ölümüne sevmek demektir.
O günden bugüne ne değişti ülkemizde? Çanakkale Geçilmez düsturunu alıp koyabildik mi hayatımızın içine? Hep başucumuzda bizi geçmişin vahşi dünyasının kahpeliğini hatırlatabildi mi? Sonra dönüp bu kahpeliğe karşı asla boyun eğmeyen, bunu hayatıyla izale eden atalarının fedakârlığını öğretebildi mi? Bu duygular gelmiyorsa, bu duygular yaşanmıyorsa Çanakkale geçilmiştir vesselam.
Bugünü anlamak için dünü iyi okumak gerekir. Dünün fedakârlıkları iyi anlatılmalı yeni yetişen nesle. Eğitim sisteminiz bu duyguları es geçmemelidir. Bunlar es geçilince bu sefer siz olamıyorsunuz. Dünyanın her yerinde diğer dersler veriliyor zaten. Nereye giderseniz o derslerden alırsınız. Fakat geçmişte millet olarak sizi millet yapan değerleri öğretmiyorsanız, önemsemiyorsanız zaten sizin siz olduğunuz da unutulur gider. Sizi diğerlerinden farklı kılan diğerlerinden farklı olarak tarihi derinlikleri yaşamak ve yaşatır gibi yeni nesillerinize aktarmak olmalıdır. Test çözmekle neyi keşfettireceksiniz neye inandıracaksınız yetiştirdiğiniz nesillerinizi. Sistem olarak adeta ihaneti andıran bu soru kafalı öğrenci sisteminden vazgeçilmelidir.
Okullarda yapılan törenlerin amacı bugünleri yeniden yaşatmak değildir elbette. Fakat bu yaşananları hatırlatarak geçmişin o makus günlerinden dersler çıkarabilmektir bugüne. Adeta bu törenler laboratuar ortamında geçmişin deneyini yapmak olmalıdır. O duyguyu yaşatabilmek olmalıdır. Şu da bir gerçek ki yaşamadan yaşatılmaz. Bu duygular içselleştirilip yaşatılmalıdır. Dil ucu ile bir anlatımla olacak şey değildir. Dilden gönüle bir şey akmaz. Gönülden gönüle duygu akar.
Mehmet Akif Ersoy Necit Çöllerinde görev yaparken aklı, ruhu ve imanı Çanakkale’deydi. Çanakkale Zaferini ölümsüzleştiren şehitlerin fedakarlığı kadar Akif’in Çanakkale şiiridir. Öyle yaşamış ki Çanakkale’yi ta Yemenden Necit Çöllerinden Çanakkale’deymiş gibi anlatmış bu asrın hayasız saldırısını. Biz de Akif gibi Çanakkale’ye gidemezsek de Çanakkale duygusunu yaşayabiliriz.
Dönen bir dünya üzerinde yaşıyoruz. Bu kanla, gözyaşı ile ateşle imtihanın ne zaman yaşanacağı belli olmaz. Böyle bir günde fedakârlık hayattan vazgeçilecek fedakârlıklar yine istenebilir. Bu inanç; çok ezberle ya da soru çözmeyle olacak şey değildir. Duygusal, duyussal eğitim en az akademik eğitim kadar önemlidir. Sadece bu özel günlerde verilmemelidir bu duygu eğitimi. Aslında sistemin içinde olup da es geçilen bir durumdur ihmal ettiğimiz eğitim boyutu. Konuştuğumuz zaman vatan millet Sakarya edebiyatında en önde gidenler oluruz. Gel gör ki bu uğurda iş başa düşünce başkalarından bekleriz.Nasıl ki dün Çanakkale’de şehit olan 253.000 Mehmetçik dünün bedelini ödeyerek bugünü yaşattılarsa biz de bedel ödemeden bu topraklarda yarının yaşanmasının olmayacağını hatırdan çıkarmamalıyız.
Çanakkale vatanın bedelinin kan olduğunu hatırlatıyor bize. Bunu küpe yap diye selam veriyor bize. Alabilmek gerek Çanakkale’den gelen selamı. Sürebilmektir ancak huzur içinde devranı.