Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki insanlar bölünmüş, nasıl takım tutuyorsak, o şekil de siyasi bir ideoloji ile hayata bakıyoruz. Ülkemizde olan her türlü olaya bakarken de “Bizden mi? onlardan mı?” mantığı ile hareket ederek, ölüleri bile bizden veya onlardan diye maalesef ayırıyoruz.
Geçen hafta anma törenleri olan, ard arda yaşanmış ve ülkemiz için kara bir leke olan şu iki olay da gösterdiğimiz duruş da bu durumun en bariz örneğidir.
Haftalar öncesinden yazılı ve görsel basında “Sivas olaylarını unutma unutturma” diye haberler yapılarak, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin provokatörler tarafından yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybetmesi ile sonuçlanan ve Ayrıca dışarıda toplanan göstericilerden de iki kişi hayatını kaybettiği Madımak Katliamı ya da Madımak Olayını gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.
Herkesin hafızalarında yer eden bu olayda 37 canımız diri diri yanmıştır. Sebebi ne olursa olsun, isterse hepsi kâfir olsun bir insanın dahi yakılarak ölmesi, Müslüman olan bizlerin içini sızlatır, sızlatmalıdır. Bu olayda Alevileri öldürmek için halkın kışkırtıldığı, ülkede bir alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyenlerin öncesinde ve sonrasında güzel bir çalışma yaparak, Sivas’a dışarıdan gelenlerin güzel bir planlama ile yaptığı üzücü bir olaydır. Olayda gerek dönemin valisinin Aziz Nesin’i özel davetlisi olarak çağırarak, bir nevi olayların alt yapısını oluşturması; o dönemde radikal İslamcı kılığına girerek halka bildiri dağıtan ajanlar Sivas halkını can damarı olan İslam dini, peygamberimize saygı gibi konularda gaza getirerek bu olayı hazırlamışlardır.
Ancak şunu da söylemek lazım aklı başında insanlar bu olayın büyük bir provakosyon olduğunu hissederek olayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlardır. Hatta Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ve BBP il teşkilatı belki de olayda can kayıplarının artmasını engelleyen en önemli kişiler olmuştur. Bu güne kadar ülkücüler de Sivas olaylarında azmettirici olarak gösteriliyordu. O gün orda yanmaktan BBP il teşkilatı tarafından kurtarılan Arif Sağ gerçekleri çıkıp açıklayınca gerçek ortaya çıktı.
Neticede Sivas’ta yanan canlar bizim canlarımızdı. Maalesef çok çabuk oyunu gelen bir halkımız olduğu için ve halkımızın da nasıl galyana geleceğini bilen provokatörler olduğu için bu olay son olmadı olmayacakta. Bundan sonra inşallah böyle bir üzücü hadise olmazda milletimiz birlik beraberlik içerisinde yaşamaya devam eder.
Madımak Olayından 3 gün sonra bir katliam haberide Başbağlardan geldi. Herkesin olmasa da bir kısım duyarlı insanlar tarafından hatırlanan ve unutulmaması için her yıl anma töreni yapılan olayı hatırlayalım: Başbağlar Katliamı ya da Başbağlar Baskını, 5 Temmuz 1993'de, Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar Köyü'nde PKK tarafından 33 sivilin öldürüp köyün ateşe verildiği olay. PKK lideri Abdullah Öcalan olaydan habersiz olduğunu ve olayın sorumlusunun Dr. Baran kod adlı bir PKK sorumlusu olduğunu ifade ederek, katliamı PKK'nın düzenlediğini kabul etmiştir.
Akşamüzeri 100'e yakın PKK mensubu köyü bastı. Ezanın okunduğu sırada camiye giren örgüt mensupları cemaati zorla dışarı çıkardı. 1.5 saat örgüt propagandası yaptıktan sonra tüm erkekler kurşuna dizildi, burada 29 kişi öldü. Daha sonra köy ateşe verildi ve 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakıldı. Yakılan evlerde saklanan 1'i kadın 4 kişi de yanarak can verdi.
Evet, Başbağlar katliamı ile Madımak Olayında yanan Alevilerin intikamını aldık diyen PKK, Alevileri yanına çekmeye çalışmıştı. Öyle bir köy ki Başbağlar Kemaliye ilçesinin en uzak, dağlara en yakın 450 yıllık bir Osmanlı köyü. Her şeyini kendileri yapan Kemaliye’nin en kalabalık nüfusuna sahip, okulu, camisi olan ve insanların dinine bağlı olduğu Sünnilerin yaşadığı bir köy.
3 gün arayla olan bu iki olayda canlar yandı ve öldü. Ölümün tarafı, ideolojisi, görüşü olmaz. İnsandan daha değerli bir şey yoktur.
Bu olayların bir daha yaşanmaması için Madımak Olayına da Başbağlara’da aynı derece üzülmeliyiz. Her iki olayda da beraber hareket edersek ve ne zaman Madımak Olayını gündemde tutmak için o kadar çırpınan yazılı ve görsel medya, aydınlar, sanatçılar aynı hassasiyeti Başbağlar’da da gösterirse işte o zaman millet olmanın gereğini yapmış oluruz.
Bize yakışan, bizi biz eden de bu olaylar karşısında insani duruş sergilememizdir. Unutmayalım ölümün tarafı olmaz. Aslolan Haksızlığa karşı, doğrunun yanında olabilmektir. Güzel bir söz vardır: “Firavun’un karşısında olmak yetmez Musa’nın da yanında olmak lazım”.İşte yapmamız gereken bu doğrunun yanında olarak, haklının, mazlumun yanında olarak biz olabiliriz.
Herkesin her olayda Firavun’a karşı Musa’nın yanında olması temennisiyle.