Nasıl bir makam, nasıl bir yönetici istiyoruz?

Neresinde olursa olsun hayatın bir parçası olmaya gayret göstermelidir insan. Hayatı bir yerinde tutamayanların hayata dair bir beklentileri olamaz, olmamalıdır. Hayatın hiçbir yerinde olmayan insan birden hayatın  en yüksek makamlarını  hedeflemesi çok garipsenecek olaydır. İşçi olmadan patron olmayı, çalışmadan zengin olmayı, kısa yoldan köşe dönmeyi arzulayanlar için bir şey olmadan makam talep etmek de çok doğaldır.

 

Sen nelere kadirsin be makamı dünya diyesi geliyor insanın? Senin için varlığını inkar eden  de var, senin için hayatından geçenler de var.  Varlık sebebi üzerine kendini bulamayanların kırılmalar yaşadığı bir çağdayız. Kimi makamların üzerinde, kimi de üzerinde makamlar için yaşamakla kendini buluyorlar.

 

Başların ayak, ayakların baş olduğunda yerin altı yerin üstünden daha hayırlıdır belki de. Kalitesiz yönetimler, kalitesiz toplumlar içindir. Ne kadar iyi olduğunu ifade etse de sözlerin değil eylemlerin kalitesine bakılmalıdır söz sahibinin. Eylemleri ile beş kuruşluk bir iş ortaya koyamayanların sözlerine itibar edilmemelidir.

 

Oturduğu koltuğu varlık meselesi olarak görenler makamlarından güç alırlar. Makamlarını aşamayanların, makamları altında olanları yönetmeleri ve başarılı olmaları mümkün değildir. Belki de bazı dönemlerde daha iyi itaat sağlamak için bir tercihtir bu. Düşük profilli yöneticilerin seçilmesi ve tercih edilmesi  hizmetin değil  seçenin hizmetkarı olsun diyedir

 

İnsanın ilk bilmesi gereken şey haddini bilmek olmalıdır. Haddini bilmeyenin nerede, nasıl davranacağını kestirmeleri zordur. Dev aynalarda kendilerine bakanların gördüklerinden etkilenmeleri normaldir. Onları aldatan dev aynaları olduğu için aslında onlara kızmamalıdır. Gerekirse aynaları kırmalı gerçekleri yüzlerine vurmalı.

 

Hizmet öncesi hizmet için talep edilen makamlar vuslat öncesi aşka benziyor. Vuslat olunca aşk ölüyormuş. Öyleyse gerçekten hizmete değil kendimize aşığız. Aşkını evrensel seçenlerin seçtiği kişiler de evrensel nitelikte insan olur.

 

Derdimiz bireysel değildir. Ülkenin neresinde olursa olsun makamlarını büyütenler aynı zamanda ülkesini büyütenlerdir düsturundan hareket ediyoruz. Ülkesine ve milletine hizmet arzusuyla makamını uçuranlarla makamla uçanları karıştırmamanın çabasında olmalıyız. Makamlarını uçuranlar makamları sonrası da toplum tarafından unutulmayıp hatırlanırken makamlarıyla uçanların makamları altlarından alınınca toplum tarafından hatırlanmayıp yok olup giderler. Makamlarında saygı görenler makamlarına saygı görenlerdir.

 

Maksat hizmetse bunun bin bir yolu vardır. Elde edilen makamla bunu yapmak belki daha kısa sürede olsa da amacından saptığında faydadan çok zarar verdiğini yaşayıp görüyoruz. Makamların ulufe olarak verildiği dönemlerde “hizmet erleri” kendilerine makam verenlere hizmet ederler. Bugün toplumun nasıl olduğuna değil yöneticilerin nasıl olduğuna bakın toplumun ne durumda olduğunu anlarsınız. Amaç millete hizmetse en iyisini seçmeli, en layığını getirmelidir. Makam hırsızlığı da bir hırsızlık olduğunu unutmamalıyız. Ehline verilmeyen ama verilmiş gibi sayılan makamlar ehil makamlar olmaz. Siz ehil deseniz de ehil olmaz. Ne mutlu makamında ehil olanlara.