Mülakatlar ne için yapılıyor?

Umudun istismar edilmesi insanlık suçlarından sayılır mı bilmiyorum. Eğer umut katilliği suç değilse suç olmalıdır bence. Zaten umudu da öldürmüşseniz yaşamın ölüm fermanını imzalamışsınız demektir. Nice insanlar vardır ki kendilerinden başkalarının hayatlarının bir önemi yoktur. Kendileri varsa, kendinden olanlar varsa dünya vardır. Kendileri, çıkarları yoksa dünyanın olmasının çok da anlamı yoktur.  Tüm yaşadıklarımız bize anlatıyor ki birileri hâlâ masumane gayret ve umudun peşinde gidenleri saf ve bir şeyi anlamaz sanıyor. Doğruluk ve dürüstlük lüks bir erdem değildir. Doğruluk ve dürüstlük toplumun her kesimi için olmazsa olmaz değerlerden kabul edilmelidir.

 

Zulüm kimden gelirse gelsin karşı konulması gerekir. Atom bombası atılan yerde nasıl canlı namına bir şey yaşamıyorsa adaletin olmadığı yerde de toplumların yaşaması mümkün değildir. Onun için   kim tarafından yapılmış olursa olsun adaletsizlik karşı durulması gereken insanlık için onur meselesi telakki edilmelidir. Kişisel çıkarlarına dokunulmadığı için adalet havarisi kesilmek adil olmak değildir. Sendeki haksızlığı kabul edip, haklı olana hakkı teslim etmeyi, hakkını verebilmeyi kabul edebiliyorsan, hakka razı olup eyvallah diyebiliyorsan evet o zaman adilsin. Unutmamak gerekir ki adaletsizlikle kazanılan şan, şöhret, iktidar ve güç bir gün biter mazlumun hakkını yerde kalmaz. Çünkü mazlumun hamisi Hak’tır.

 

Eğitim en vaz geçilmez meselemiz olduğunu hep söyledik, nefesimiz yetene kadar söylemeye devam edeceğiz. Eğitimi kaliteli hale getirmek herkesin önceliği olması gerekir. Kalite için ise öğretmen hayati önem taşımaktadır. Ne yaparsanız yapın, bilimin tüm olanaklarını kullanın, teknolojiyle tüm okulları donatın şayet öğretmende gönül yoksa, vizyon yoksa, geleceğe dair endişe yoksa hepsi eksik kalır. Bugün bildiğimiz onlarca meslek yarın yok olsa da geleceği inşa ettiği için öğretmenlik mesleği hep en hayati mesleklerden olmaya devam edecektir. Kendisi için, ülkesi için, insanlık için gayret gösteren misyon, vizyon, idealleri olan insanları ne kadar ortaya çıkarırsak eğitimde kaliteyi o kadar artırmış oluruz.

 

Özellikle 15 Temmuz hain darbe girişimi sürecinden sonra devletin adeta sütten ağzı yanmış, yoğurdu üfleyerek yemeye başlamış. FETÖ’ye değil de devletine bağlı öğretmenleri tespit noktasında öğretmen alımlarında KPSS puanının yanında mülakat şartı getirildi. Başlangıç itibariyle ülkenin yaşadığı büyük felaket nedeniyle kimsenin itirazı olmadı mülakatlara.  Yıllarca ehliyet ve liyakat konusunda nutuk atanlar işin başına geçince tüm söylediklerini çiğneyerek, neredeyse tek kriter bizdense atansın, bizden değilse üzeri çizilsine getirildi. Başta puan sınırlaması getirilmeden KPSS’de düşük puan alanlara mülakatta yüksek puan verilip atanarak öğretmen yapıldılar. Sonra toplumsal tepkiler artınca MEB mülakatlarda KPSS’den alınan nota ilaveten +5 puan, -5 puan uygulamasına gitti. Lakin buna da uyulmadı puanlar yine birilerine bol kepçeden verilirken birileri de hayal kırıklığına uğratıldı. Bu uygulamanın sonuçları da tepkilerle karşılanınca bu defa +3, -3 puan şartı getirildi. Fakat bu hiç uygulanmadı.

 

Peki şimdi nasıl oluyor bu işler? Önceki uygulamaları tanıklarından dinlemiştik. Ancak son uygulamayı bizzat yaşayarak şahit olduk. Öğretmenlikte en önemli unsurlardan birisi de tecrübedir. Devletimiz de bu konuda tecrübeyi değerlendirmek adına önce dershanelerin kapatılmasıyla birlikte boşta kalan tecrübeli dershane öğretmenlerini mülakatla kadroya aldı. Uygulamanın çok isabetli bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Faydalarını da okullarımızda çalışan öğretmenlerden görüyoruz. Bununla birlikte yıllarca söylediğimiz bir konu daha vardı. MEB’in okullarında yıllarca Vekil Öğretmenlik yapmış, Ücretli Öğretmenlik yapmış insanlara da bu hakkın verilmesini savunduk. Eski Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz biraz da olsa vefa göstererek yıllarca devletin okullarında o dağ senin, bu dağ benim, o köy senin, bu kasaba benim demeden çalışan öğretmenler için 5 bin Sözleşmeli Öğretmenlik kadrosu tahsis etti. Etti ama ortaya koyduğu kriterlerde tam durmadı. Dershanede çalışanlara KPSS şartı getirmezken kendi okulunda çalışana bunu getirmek ne ile açıklanabilir? Ücreti Öğretmenlikte  540 gün şartı gerçeğe uygun uygulanmadı. 2017-18 eğitim öğretim yılında çalışma şartı ile yıllarca çalışmış birçok insanı eledi. Biraz sanki adrese teslim oldu ama ölümü gören bir toplum için bu bile büyük lütuf olarak algılandı.

 

Ülkeme ve milletime  18 yıl eğitim hizmeti vermiş, eğitimden başka bir şeye kafası ve gönlü çalışmayan, bütün kademelerinde çalışmış, çalıştığı süreçte öğretmenlik ve idareciliği de yürütmüş biri olarak biz de eh sonunda mülakata çağrıldık. Yaşadıklarımız insanlardan beklenti duymayacak kadar heyecansızlaştırdı bizi. Mülakat için İstanbul’a gittik. Salon girişindeki öğretmen adayı arkadaşların mülakattan beklentilerini ve heyecanlarını görünce çok üzüldüm. Komisyonu ikna için giyim kuşamdaki titizlikten tutun da ders notlarını getirip son konu tekrarını yapan bu insanların beklentileri karşısında komisyon üyelerinin durumu ne olarak tarihe not düşülecektir. Sıramız geldi. Komisyonun huzuruna çıktık. Soru zarf çektik. Kısaca kendimizi tanıttık. Soruları yanıtladık. Sonuç ne oldu? KPSS puanımızın küsuratını kesip yalın hale getirildi. Yani komisyon tercih yapma olanağı sundu bize. Oysa şimdi terörle ilişkimiz olmadığına, tercih yapabileceğimize şükretmemiz gerekiyor.

 

Yazıktır, günahtır bu insanlara. İnsanları bu kadar heyecanlandırıp, beklenti içine sokup sonra aslında mülakatta amaç ehliyet ve liyakat tespiti olmadığını göstermek devlete karşı insanları soğutmaktan başka ne işe yarar? Devlet burada sadece teröre bulaşmış insanları tespit etmek için mülakatı kullanıyorsa başka bir yol bulmalıdır. Yıllarca sadece sınavla olmayacağını savunan birisi olarak mülakatın gerekliliğini dile getirdim. Lakin böyle olacaksa mülakat olmasın, sadece sınav olsun. Çünkü sınavın hiç olmazsa bir karşılığı var. Devletin güvenlik hassasiyetini anlıyoruz lakin bu konuda başka yol bulması herkes için daha hayırlı olur.