Mesele ekonomik değil siyasi sen hala anlamadın mı?

 Zaman değişse de değişmeyen bizim düşüşlerimiz oluyor sanırım. Gerçekten birileri mi bizi düşürüyor yoksa biz düşüyoruz da birileri bizi düşürdü diye feryat ediyoruz? Ülkemizde bunun cevabını bulmak gerçekten çok zor. Cevabını bulmaya çalıştığımızda bu soruda iki sonuçla da karşılaşmanız mümkün. Soruya verilecek cevaplar genellikle politik bakışlı olduğu için tek bir cevabı bulmak neredeyse imkansız.

 

Sürekli söylediğimiz gibi ülkeler için siyasi istikrar büyük önem taşıyor. Siyasi istikrar ülkenin sosyal anlamda, ekonomik anlamda ve diğer alanlarda varlığının devamı için önemlidir. Yıllarca ülke olarak koalisyon dönemlerinde sosyal, siyasi ve ekonomik darboğazlar yaşadık. Tekrar aynı sıkıntıları yaşamamak için Türkiye “Başkanlık Sistemine” geçti. Üstelik bunu 16 yıl aynı siyasi iktidarın siyasi istikrarı sürerken yaptı. Millet olarak aman, “İstikrar Sürsün; Türkiye Büyüsün” sloganıyla siyasi istikrarı gözümüz gibi koruduk. Olur da yarın ülkemiz eskisi gibi sıkıntıya düşmesin diye “Başkanlık Sistemine” geçti Türkiye. Maalesef daha yeni hükümet kurulmadan “Başkanlık Sistemine” geçtiniz gördünüz mü başınıza gelenleri der gibi büyük ekonomik saldırıyla karşı karşıya kaldık.

 

 Elbette ülkemizde bu siyasi istikrar döneminde önemli işler yapıldı. Bunları inkâr etmek insafsızlık olur. Lakin geldiğimiz noktada kalıcı olması bakımından elde avuçta kayda değer çok fazla bir şey olmadığını da söylemek gerekir. Şu anda elimizde olanlar; oturmamış yap- boz haline getirilen bir eğitim sistemi, haklı ile haksızı tam anlamıyla ayıramayan adalet sistemi, ehliyet ve liyakatin önemsenmediği yönetim yapısı, yeni binalar, duble yollar, trafikteki lüks araçlar, en son icat edilen telefona sahip olma çılgınlığı, tembel, iş beğenmeyen, çalışmadan lüks hayat sürmeyi arzulayan bir toplum. Bu ve bunun benzeri birçok toplumsal hastalık da işin cabası.

 

 

Tüm bunlara karşılık Türk Milleti acıya karşı dayanıklı millettir. Acı, sıkıntı adeta kaderi olmuştur bu milletin. Ülkede her on yılda bir yaşanan askeri darbeler gibi ekonomik darbelere karşı mücadele etmeyi başarmış bu mücadelenin sonunda amacına ulaşmıştır Türk Milleti. Değil mi ki bu millet Kurtuluş Savaşını yokluklarla yaptığı mücadeleyle kazandı. 1970’lerdeki siyasi ve ekonomik krizi atlatan, 1980’lerdeki ekonomik krizi atlatan 1994, 2001, 2007’deki siyasi ve ekonomik krizlerini atlatan Türk Milleti Amerika’nın ve onun avenesinin açtığı” Ekonomik Savaşı” mı atlatamayacaktır? İnşallah bu savaşı da kaybetmeyecektir Türk Milleti.

 

 Ama şimdiden sıkıntılara acı çekmeye hazır olmalı. Bu süreç sancılı bir süreç olacaktır. Bu saldırı elbette bizi millet olarak çok sarsacaktır. Fakat bizler millet olarak geçmişte olduğu gibi bugün de bu zor süreci aşabiliriz. Çünkü Türk Milleti krizleri hayatlarının bir parçası olarak görüyor. Diğer krizlerden farklı olarak bugünkü kriz daha çok siyasi saldırı nitelik taşıyor.

 

 

Ülkede genel olarak ekonomik veriler kötü gitse de bugün yaşadığımız ekonomik durumun Türkiye’nin ekonomisi ile ilgili olmadığını düşünüyor ve öyle olmadığına inanıyorum. Bütün mesele Türkiye’nin bağımsızlığı ile alakalıdır. Yer aldığı bölgede Türkiye’nin bağımsız olması ve bağımsız hareket etmesi dünyanın hâkim güçleri tarafından istenmiyor. Dünyanın ekonomik gücünü elinde bulunduranlar yeni dünyaya bir nizam ve intizam vermek istiyorlar. Bunu yapabilecek en kolay yolu da ABD Başkanı Trump’ta buldular. Geldiği günden beri dünyaya meydan okuyan, makul ve mantıklı hiçbir işine rastlanmayan Başkan Trump adeta sokak kabadayısı gibi ülkelere racon keserek haraç listesi elinde bir gün bir ülkeye, başka bir gün başka ülkeye haraç kesiyor. Bu tutum ve davranış dünyada gizli bir korku salmış durumdadır. Şantaj ve tehditle dünyaya ayar vermek isteyen kim olursa olsun eninde sonunda çökmeye mahkumdur. Belki de kaybetmenin vermiş olduğu psikolojik travma ABD ve dolayısıyla Başkan Trump’ta böyle akıl dışı davranışlar meydana getirdi. Her ne olursa olsun bu yolun sonu Amerika’ya refah getirmeyecektir. Bu süreçten en büyük zararı ABD ve avenesi görecektir. Geldiğimiz nokta dünya için, dünya barışı için bu fırsata dönüştürülebilir. Yeni adil ve kalcı bir dünya düzeni kurulabilir.

 

 

Kenetlenerek, bir ve beraber olarak yekvücut olarak güçlü bir millet olduğumuzu göstermeliyiz. Türkiye son yıllarda ortaya koyduğu gereksiz lüks yaşama alışkanlığından, israf ve savurganlıktan vazgeçilmelidir. İthal ürün kullanmamalı, yerli ürüne sahip çıkmalıdır. Yerli ve milli bir eğitime, eğitim politikalarına imkân verilmelidir. Bilgi üretmeli, yerli ve milli değerlere sahip bilim insanı yetiştirip ülkeyi ayağa kaldıracak projelerle dünyada adından söz ettirecek projeler geliştirilmelidir. Siyasiler ve bu siyasetin zenginleştirdikleri en önde yer alarak milli duruşlarını ortaya koymalılar. Mesele Türkiye olunca millet bir olmasını biliyor. Fakat bizi yönetenler bu masum Anadolu insanına sürekli bedel ödetmekten de vaz geçmelidirler. Hamasi konuşmalara değil samimi ve eyleme dönüşecek tutum ve davranışlar sergilenmelidir. Elbette çekilen acılar biter fakat acıya sebep olanlar unutulmaz. Meselenin ekonomik olmadığı meselenin siyasi olduğu bir yerde Türk Milleti bu oyunu bozar.