Dünya fani çıkarların baki olduğu dünyada yaşıyoruz. Bunu son yaşanılan şike hakkındaki kanuni düzenleme olayıyla bir kez daha gördük. Kişiye göre kanun olmaz, olmamalı diyenler buna muhalif hareket ediyorlar. İşin en yadırganan yanı ise bu zamana kadar ülke için, vatanın ve milletin menfaatleri konusunda mutabık olmayanlar, iki dünya bir araya gelse birleşemeyenler ‘’şikecileri’’ kurtarma adına bir araya gelebildiler. Zihinleri çok fazla zorlamaya gerek yok. İşin gerçeğini ararsanız oldubittiye getirerek olayın üstünü örterek bu işten birilerini kurtarmaktı amaç. Kim ne derse desin bu tamamen toplum vicdanında birilerini kurtarma operasyonu olarak algılanacaktır.
Ülkede yarın adına bizi umutlandıracak yasal değişiklikler yapılmasını beklerken, maalesef bu beklentilerde çok da umutlanmamamız gerektiğini salık veriyor bize yaşadığımız hadiseler. İnsan böyle günü kurtarma adına iğrençlikleri görünce midesi kaldırmıyor. Bu ülkenin yeni anayasa hazırlama gibi temel sorunu varken daha kayda değer bir başlangıç yapılamamışken çıkarılan bu kanun derenin önüne set çekmekten başka bir işe yaramayacaktır. Üstelik bu kanun12 Haziranda oluşan yeni meclisin yapmış olduğu ilk kanundur. Böyle bir kanunla başlamışsa sonu hakkında pek de olumlu şeyler beklemeyelim mi dersiniz? Bu yapılan düzenleme bir yerlere kurşun sıkma değil de nedir? Bu kanun toplum vicdanında tamamen ölü doğmuş bir kanundur. Umalım ki cumhurbaşkanı bu yasayı veto ederek toplumun vicdanını rahatlatır.
Yazılarımızın çoğunda Ergenekon yapılanmasının öyle kolay kolay sonlandırılamayacak devasa bir yapı olduğunu hatırlattık durduk. Bu canavar adeta yedi başlı ejderhayı anımsatıyor. Korkulan odur ki bu kanun bu canavara hayat öpücüğü olmasıdır. Nitekim de bu bir çeşit Ergenekon canavarının tekrar canlanmasına yarayacağından endişe ediliyor. Kanunun oldubittiye getirilerek TBMM’ye getirilip alelacele çıkarılması da bunun bir işareti sayılabilir. Kimse nasıl oldu anlamadık diyerek kanun geçiverdi meclisten. Hatta bu işe gerçekten emek veren, bu dava nedeniyle ölüm tehditleri alan adı Ergenekon ile sık sık anılan eski gazeteci yeni vekil Şamil Tayyar bile neye uğradığını anlayamadıklarını belirtiyor. Ellerinden bir şey gelmeyerek kanunun çıkmasından sonra bizim gibi o da çaresiz bir şekilde cumhurbaşkanına mektup yazarak kanunu veto etmesini istemekten başka çare bulamamış. Hatta kanunun çıkarılmasına öncülük eden önceki Spordan Sorunlu Bakan Faruk Özak bile ‘’Ben bu kanunun çıkmasına oy vermedim.’’ diyerek yakın tehlike konusunda çaresizliğini ifade etmiştir.
Suç varsa suçun da bir cezası olmalıdır. Belki hazırlanırken bir yanlış yapılmış olabilir ancak o zaman hazırlanırken kişisel kaygılar yoktu. Şimdi ise tamamen kişisel kaygılardan dolayı çıkarılma olasılığının yüksek olmasından bu tepki konulmalıdır. Arka planda söylenenler bu olayla hedeflenen Ergenekon’un ekonomik bağlantılarını bağımsız hale getirmektir. Üstelik bilinmelidir ki bu davada para ayağının hala ortaya çıkarılmadığı da bir gerçektir. Para bağlantılarının deşifre edilmediği zaman bu işin çözülemeyeceğini herkes gibi onlar da biliyor. Bundan dönüş olmamalıdır.
Şike ve teşvikin önlenmesi öncelikli olarak bir ahlaki meseledir. Bu ahlaksızlığı kim yaparsa cezasını çekmelidir. Meclis bütün partileri ile etik olmayan bu davranışı ile adeta şikeyi kendisi yapmıştır. Çünkü şayet bu kanun yasalaşırsa şikeciler çıkacaktır. Bunda en büyük pay meclisin olacaktır. Bu da şike yapmak değil midir? Umalım ki cumhurbaşkanından dönsün bu yanlış. Yoksa yarın Ergenekon tutuklularının da tahliyesinin yolunu açacağından endişe edilmesi pek tabidir.