Küçük Tavuk

Bir kümes var. Kümeste birçok tavuk ile genç ve küçük horozlar, bir de kümesin yaşlı ve büyük horozu bulunuyor. Kümesin etrafında da bir tilki dolaşıyor. Yaşlı ve büyük horoz, tilki içeri girmesin diye kümesin kapısını sıkı sıkıya kapatmış, tavukları dışarı bırakmıyor. Tabii dışarı çıkamadıkları için doğru dürüst yemlenemeyen tavuklar da zayıf ve küçük tavuklar. Yaşlı ve büyük horoz ise dışarı bırakmadığı tavuklara ölmeyecek kadar mısır tanesi dağıtarak yaşamalarını sağlıyor.
 
Kümese giremeyen tilki bunun üzerine kümesin tellerinde zar zor küçük bir delik açarak küçük ve genç bir horoza sesleniyor ve ona biraz mısır veriyor. Mısırı yiyen küçük ve genç horoz her gün gelip tilkiden mısır alıyor. Bir süre sonra tilki küçük ve genç horoza tek başına yiyebileceğinden fazla mısır verince genç horoz hem kendisi yiyor hem de diğer tavuklara mısır dağıtıyor. Böylece yavaş yavaş yaşlı ve büyük horozun kümesteki gücü kırılıyor.
 
Horozun etrafındaki tavuklar azalmaya başlıyorlar. Artık popüler olan genç ve artık irileşen horozun etrafında ise tavuklar toplanıyor. Bu aşamada tilki kümesin kapısının önüne mısır bırakıyor. Kümeste bir tartışma çıkıyor. Kapıyı açalım mı açmayalım mı diye. Sonunda korkarak kapıyı açıyorlar ve kafalarını dışarı uzatıp yemlenip hemen geri çekiyorlar. Bir süre böyle devam ediyor. Hiçbir şey olmuyor. Kümesteki tavuklar rahatlıyor. Korkuları azalıyor.
 
Nihayet bir gece tilki kümesin önündeki avluya mısır döküyor. Artık korkusuz olan tavuklar genç ve artık güçlü horozun öncülüğünde dışarı çıkıyor ve rahat rahat yemleniyorlar. Kümesteki her tavuk semiriyor. Tilki bir süre sonra gece kümesin kapısından kendi mağarasına kadar mısır tanelerini döküyor. Sabah kümesten çıkan ve korkusuzca yemlenen tavuklar yemlene yemlene mağaraya kadar gidiyorlar. Sonra mağaraya giriyorlar. Onları içeride bekleyen tilki bütün kümes mağaraya girince mağaranın kapısını kapatıyor.”
 
Hikaye dikkatle incelendiğinde yaşantımızın bir çok alanıyla ilgili hisse çıkarmamız mümkündür. Özellikle İslami emirler ve yasaklar hayatımızın her evresinde canlılığını muhafaza etmelidir. Ve hatta her geçen gün bir nebze olsun üzerine bir şeyler koymalıyız. Çünkü Allah Resülü “İki günü birbirine müsavi olan aldanmıştır” sözüyle bizleri uyarmaktadır.
 
Zamanla dünya meşgalelerine o kadar meylediyoruz ki günlük ibadetlerimizde özellikle namazda işlerimizi yetiştiremiyoruz bahanesiyle kısaltmaya gidiyoruz. Ve bu durum zamanla alışkanlık halini alıyor. Ve neticesinde sünnetler terk edildikten sonra farzlarda kaçamaklar yapılabiliyor.
 
Olan bizlere oluyor. Dünya tarafındaki kefe daima ağır basıyor. Nereye kadar? Mağaranın sonuna kadar mı? Unutmayalım ki mağaranın sonu işin noktalandığı yerdir. Oradan geriye dönüş yoktur. Önemli olan sorumluluklarımızı zamanımız varken yerine getirmektir. Ve ilelebet huzurun temini için, daimi istikbalimiz için kıymetsiz metalar peşinde zamanımızı heba etmeyelim.