Kırık hayaller

Âlem var âlemin içinde diyerek yaşıyoruz hayatı kimseyi takmadan. Ertelediğimiz şeylerin yok olmadığını bir gün karşımıza çıkacağını bilinçaltına atarak devam ediyoruz hayatımıza. Gözlerimizi kapayarak, kulaklarımızı tıkayarak hayatın engebelerini yokmuş gibi yaparak yürümeye çalışıyoruz bu yolda. Aslında biliyoruz ki ileride engeller, ileride aşılması zor geçitler var. Bunları bildiğimiz halde hiçbir hazırlık yapmadan ‘’cesurca’’  yürüyoruz. Karşımızda muhtemel zorluklarla karşılaşınca da sanki her şey birden gelmiş gibi davranmak sahici olmuyor riyakârlık oluyor. Asıl beklediğimiz gerçekle karşılaşmışız demektir.
 
Ertelediklerimiz ya da gereksiz değer verdiklerimiz için hayal kırıklıkları yaşarız. Yaşadığımız hayal kırıklıkları kendimizi bilerek ele vermektir bir yönüyle. Çünkü biliriz ki gerçekten önemsizdirler, bize bir sıkıntı doğuracaktırlar. Bu biraz da bile bile ladese benziyor.
 
Birlikte yürüdükleriniz gerçekte bir olduklarınız değilse hayal kırıklıkları geçicidir. Üzerler ama yaralamazlar insanı. Her üzüntü yeniden yenilenmek olur. Hasbelkader zorunluluklar bir araya getirmiş olabilir insanı. Bu demek değildir ki vefalı olunmayacak. İnsan olmanın bir gereğidir vefalı olmak. Kaybettiğimiz insanlığımızdır vefasızlığımız. Birilerine yaslanıp dev çınar olacağına tek başına ayakta duran fidan olmakla mutlu olmasını becerebilmelidir insan. İnsanı insan yapan imkânları değil insan olabilme erdemidir. İnsanlar imkânlarını kaybederse değil erdemlerini kaybederse zarar görürler. Maddeten her şeyini kaybetmekten kokmaktan çok insan olmanın erdemini kaybetmenin korkusunu yaşamalıdır insanoğlu. Tabi bu korkuyu yaşarsa insan korktuğu şeyden emin olur.
 
Hayat fırtınaların kaderine terk edilmemelidir. Fırtınanın getirdiklerini gene fırtına götürür. Yaprak misali nereden, hangi rüzgârın getirdiği belli olmayanlar nereye hangi rüzgârla gideceğini kestiremezler. Amaçsızca bilinmedik çok uzaklara gitmektense belli bir amaçla bilindik yakınlara gitmek çok daha hayırlıdır çoğu zaman.
 
Sınırsız arzularla çıkılan bu sınırlı dünyada sınırlar bitince büsbütün çakılmak da var bu işin sonunda. Kendin olarak, kendin kalarak gidebileceğin kadar gitmektir maharet. Herkesin gidiş hızı değil de gidiş yoluna bakılacak. Yeter ki gidilen yol doğru olsun. Yanlış yolda hızlı gitmektense doğru yolda emekleyerek gitmek daha karlıdır. Bu yolda nice birlikte çıkılanlar yollarını değiştirip hızlarına hız katmışlardır. Hızlı yaşamanın sonunda hızla çıkılan basamaklarda hızlı inmek zorunda kalırsa daha yaralayıcı olur. Kendi rüzgârıyla yol alan kendi hayatının kaptanı olur. Başkalarının rüzgarıyla yol alan hayatına başkasını kaptan yapar. Öyle her arandığında da bulunmaz ki.
 
Gülmenin hep mutluluk olduğunu düşünür dururuz. Bu sadece görünene göre bir değerlendirme olur. Hâlbuki öyle acılar var ki onların dışarıya yansıtılması dosta acı düşmana mutluluk verir. O yüzden dostları üzmemek düşmanları sevindirmemek için bu hal üzerinde olmak gerekir. Sizi bir duruşla belleyenler bunu göremeyince neler oluyor diye geçirirler içlerinden. Burada hata ya da hatalı arınıyorsa şaşıranlar değildir şaşırtana bakılmalıdır. O duruma alıştırandır hata içinde olan. Nasıl bir dünya kurulmuşsa karşıdakilerin gözünde bu dünyada yaşamaya devam edilmelidir. Edilmezse yapılacak her türlü eleştiriye hazır olunmalıdır. Kurduğunuz dünyada ikiyüzlü olmaya gerek yok nasılsanız öyle olmak zorundasınız. Birilerine göre değil kendine göre bir dünyada kalabalıklar mutlu olunmuyor, yalnızlıklarla mutlu olunuyorsa yalnız kalmakta çekinilmemelidir.