Karz-ı Hasen

“Karz”, geri ödenmek üzere verilen mal veya birine ödünç (borç) verme anlamına gelir.
“İstikraz, iktiraz, ikraz, mukriz, mustakriz, mukrez, kırız” kelimeleri aynı kökten türemiş kavramlardır. Kur’an-ı Kerim de 12 yerde bu kavramlar mecazi olarak “Allah’a güzel bir şekilde borç veren (karz-ı hasen)” anlamında kullanılmıştır. Bu kimseye de bunun kat kat fazlasının ödeneceğinden bahsedilmiştir.
‘… Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. (Müzzemmil 20)
Karz (borç verme), Allah’a yakınlaşma (kurbet) anlamını içeren, alan açısından dünyevî, veren açısından uhrevî faydaları olan bir işlemdir. Karz-ı Hasen (Güzel Ödünç) denmesinin sebebi, hayır duygusuyla ve Allah rızası için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsamasındandır.
 “Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun ahiret sıkıntılarından birini giderir. Kul kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır.” (Buhari) buyurmaktadır.
Borçlanma akdinin yazılı belge ve şahitle vesikalandırılması, muhtemel anlaşmazlıkları ve mağduriyetleri önleyeceğinden gerekli bir davranıştır. Borçlanma esaslarını belirleyen Bakara suresinin 282. ayeti Kur’an’ın en uzun ve kapsamlı ayetidir.

Kur’an ve sünnette, imkân sahiplerinin ihtiyaçlı kimselere borç vermesi; borçluya mühlet tanıması, gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken, borçluya da borcunu zamanında  en güzel bir şekilde ödemesi, imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm, ödeme niyeti olmadan borç almanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. (İbn-i Mace)
Bir kimsenin sürekli olarak borç yükü altına girmesi, onu kişiliğinden fedakârlıklar yapmaya zorlayabilir. Sözünde duramama, yalan söyleme, yalan yere yemin etme gibi ahlâkî zaaflar gösterebilir.

Ancak, bu sakındırmalardan borçlanmanın caiz olmadığı anlamı çıkmaz. Belki yasak olan, ödememek niyetiyle veya üstesinden gelemeyeceği ölçüde aşırı borçlanmadır. Buna karşılık ihtiyaç ve zaruret halinde borçlanmak caiz olduğu gibi, faize bulaşmadan yatırım yapmak ve işini genişletmek maksadıyla borçlanmak da caizdir.

Ödünç verenin teberruya ehil olması gerekir. Ödünç vermede bir karşılık bulunmadığından karz-ı hasenin gerçekleşmesi için ödünç verenin mükellef olması ve malın karşı tarafa teslim edilmesi gerekir. Ödünç veren her an isteme hakkına sahiptir. Ancak süre belirlenmiş ise buna riayet etmesi, borçluya kolaylık göstermesi daha hayırlıdır. Satış ve kira akitlerinde tespit edilen vadeye uyulmalıdır.

İslam toplumunda asırlardır uygulanan bu sosyal yardımlaşma zaafa uğradı. Ekonomik krizler, insanların dünyevîleşmesi, sevap ve Allah rızası yerine, faiz ve menfaatçilik topluma hâkim oldu. Ayrıca borç alan kimselerin bunu istismar etmesi, yalana başvurması, zamanında ödememesi borç vererek sevap uman iyi niyetli insanları da daha tedbirli olmaya yönlendirdi. Birkaç kötü niyetli sahtekâr, İslam’ın bu güzel geleneğini baltalıyor. Yine de, imkân sahibi Müslümanlara seçici olmak şartıyla, karz-ı hasene devam ederek, kat kat sevap almalarını tavsiye ediyoruz.

Sonuç olarak;
·      Zaruri olmadıkça borca girilmemeli, borç alındığı takdirde ise, hakka-hukuka riayet edilmelidir. İmkânı olan Müslümanlar karz-ı hasen geleneğini sürdürmeli, yukarıdaki ayetlerde de ifade edildiği gibi Allah’u Teâlâ’nın bunu karşılıksız bırakmayacağına da kesin olarak inanmalıdır.
·      Karz-ı hasen yapanları teşvik etmeli, borcunu verirken dua ve teşekkürlerle ona psikolojik destek vermelidir. Hatta küçük de olsa bir hediye takdim edilmelidir.
·      Karz-ı hasenin İslamî, ahlakî ve insanî güzel bir davranış olduğu, hiçbir çıkar ve menfaat gözetilmeden yapılması gerektiği unutulmamalıdır.