Kahramanlar ülkesinde hainler başaralı olamaz

Ülke olarak yaşadığımız süreç her geçen gün farklı bir boyut kazanıyor. Yıllarca ülke için bilim üretmesini beklediğimiz, ülkemizi muasır medeniyetlerin seviyesinin üzerine çıkarmasını beklediğimiz sözümona aydınlar ülkeyi bölmeye çalışan terör örgütleriyle aynı dili, aynı duyguyu paylaşıp teröre destek veriyorlar. Öyle  ki eskiden gizli destek veren bu bölücü “aydınlar” şimdi artık arsızcasına açıktan açığa destek vermekten geri durmuyorlar. Bütün amaçları ülkenin geleceğini karartmak, siyasi iktidarın kaybetmesi uğruna ülkeyi mahvetmek.

Acınacak bir “aydın” yapımız var bizim. Geri kalmışlığın verdiği aşağılık kompleksiyle kendi medeniyetimizi inkar edip Batı medeniyetini kutsallaştırmak adına Batıcı bir “aydın” inşa ettik Tanzimat ile birlikte. Kendine söven, kendini aşağılayan, varsa yoksa Batılı değerlerin kutsanmasıyla yetişen bir aydıncık türettik kendi ellerimizle. Ve bu aydıncık tip o günden bugüne hep kendine, kendinden olana, yerli olana, topraklarından beslenene ve halkın inançlarına saygı duyana hep karşı çıkmış, bugün de çıkıyor.

 

Öyle şahşiyetsizleşmiştir ki mezkür aydıncık, yerli ve milli olanın karşısında set olmuş, seküler, Batıcı olana kol kanat germiştir. Geldiğimiz bu noktada ülkenin bölünmesi için devletin güvenlik güçlerine akıl almaz alçaklıklarla saldıran,bölge halkını canından bezdiren terör örgütünün yaptığı hainliği görmeyip güvenlik güçlerinin ülke huzurunu sağlamaya yönelik savunmasına karşı  bildiri dağıtıyor. Normal olarak anlamak mümkün olmasa da biz bu kafayı çok iyi tanıyoruz. Çünkü bu kafa satılmış, beyni dışarıdan hareket ettirilen bir kafadır. Üzüldük ama şaşırmadık bu satılmış sözümona aydınlara. Milli olana, manevi olana, yerli olana karşı çıkmak bunlar için tepki koşullamasını sağlayan uyarıcılardır. Unutulmamalıdır ki nice kahramanları yetiştirmiş bu millet hainlere teslim olmaz.


İnançlar milletimiz için en büyük güvendir
 

Bir kez daha yaşadıklarımız bize gösteriyor ki milletimizin inançları birlik ve beraberlik için  en büyük teminattır. Adeta kader birliği etmişcesine bizi bir arada tutan bu birliktelikten koparılmamız demek ayrılılmamız demektir. Onca eza ve cefayı çeken, yoksullaştırılan, itilen,kakılan, birbirine kırdırılmaya çalışılan bu millet varsa bunu geçmişten getirdiği sağlam ortak kültürüne boçludur. Kültürün içindeki en etkin mekanizma ise kuşku yok ki inançlardır. Türk Milletinin olmazsa olmaz kalesidir inanç birlikteliği. Bu kale düşerse millet de düşer, dağılır, parçalanıp yok olur. Bizim üzerimizde çalışanlar, ameliyat yapmak isteyenler bunu çok iyi tahlil edip buradan vurdular yıllarca. Hayasızca yapılan bu taarruzlar bünyemizde çok yaralar açtı. Neyse ki milletçe oynanan oyun görüldü ülkemizde. İnançlar en büyük teminattır Türk’ün hayatında.

 

Batılılaşma adına dine ara verip terakki kaydedecektik.Bize böyle söyleyip, böyle avutup kandırdılar. Ne yazık ki cumhuriyetin ilk yıllarından başlayan üstelik en katısını “Milli Şef” döneminde yaşadığımız İslamla problemli oluşumuzu yok sayamayız. Ne yaptıysak, dinden uzaklaşıp Batıya yaklaştıysak da Batılı gibi güçlü olamadık gene de. Kafamızın arkasında saklı duran adeta bize empoze edilen din terakkiye manidir anlayışını doğruymuş gibi inanarak  hayata geçirdik. Ama her seferinde başarısız olduk. İnançlarla mücadele halkla mücadeleye dönüştü. Her dönemde inançlarımızdan bir şeyler kaybettik. Belki dinin gerekliliğini içimizden söküp alamadılar ama dini yaşantımızı evirip çevirdiler. Adeta seküler bir İslam ortaya çıkardılar. Hep üzerinde durduğumuz 28 Şubat darbesi inançlar ve kültürel algımızı tarumar etti. Kolay kolay belimizi doğrultamayacak bir darbenin acısını çekiyoruz şimdi.

İmam Hatipler  ve Kuran Kursları birbirine bağlı olarak parel bir şekilde itibarsızlaştırılıp güçsüzleştirildi. Türk Milletinden hayat damarı olan İslamı koparırsanız onu  kolaylıla yok edersiniz. Senaryo budur. Devir değişse de oyuncular değişse de oyun hep aynı olacaktır. Dindar bir nesil istikbalimizin teminatı olduğuna göre dindarlığı inşa edecek kurumları elden ve gözden geçirmeliyiz. Yapılması gereken eylemlerden ilki nerede olursa olsun tüm İslami kurumlarda bilimsellik ön planda olmalıdır. Eski anlayışla kuran kursu, imam hatip, ilahiyat ve medrese tahsilleri olmamalıdır. Dini kaynakları değil kurum, kural ve yöntemleri değiştirmeliyiz.

 

Yukarıda bahsettiğim yeni kurumsal anlayışla yöneleceğimiz dini eğitim için Türkiye’de İmam Hatipliler Platformu diye bir sivil toplum kuruluşu kuruldu. Ülkemizin bütününde teşkilatlanmaya çalışan bu STK inanıyorum ki hayırlı hizmetler verecektir. Özellikle alt ve üst yapı çalışmalarında koordinasyon görevi üstlenmeye çalışması bazı konularda hızlı sonuçlar alacağını düşünüyorum. İyi niyetle çıkılan milletimizin birlik ve beraberliğine önemli katkı verecek İmam Hatipler Platformuna başarılar diliyorum. Allah yolarını açık, işlerini kolay eylesin. İleride bununla ilgili daha açıklayıcı bir yazı yazmayı umuyor sizleri Allaha emanet ediyorum.