Kendimiz olmak ne kadar zor. İstediğimiz biri olmak için ne çabalar vermek zorundayız. Her şey öyle büyük mücadeleler içeriyor ki… Bazılarımız saçına rüzgar değsin diye çabalamak zorunda, bazılarımız yaşamak için. O kadar basit ve temel haklarımız için çabalamalıyız ki insan bazen dünyanın bu kadar zalim olmasını affedemez oluyor.
Dünyada var olmak için bu kadar aşağılanan başka bir varlık var mıdır? Oysa neler vaat edilmişti bu kadınlara… Ne hayalleri, ne umutları vardı. Kadın utandı da zalimler utanmadı, ne yazık. Çocuklarımız ‘’Anne lütfen ölme*’’ diye haykırmak zorunda, gencecik kızlarımız yanında gaz taşımak zorunda. Dünyanın güzelleşmesi uzak mı? Bunlar kadınlara hak mı? Biz bağırdıkça kimse duymayacak mı? Nefes almamız bile neden mücadele haline geliyor? Neden hep kadınlar suçlu? Neden bütün sapıklar mağduru suçluyor? Kadın neden dışarıda dolaşmak için bile mücadele vermeli? Kadın öldürülmediği her gün neden korkuyla yaşamak zorunda? Kravat taktı diye ceza indirimi yapan hakimler rahat uyurken kadınlar neden korkudan tir tir titremeli? Bu nasıl acımasızlık? Başın üzerinde sevgiyle taşınması gereken kadınları neden tabutla aldık başlarımızın üzerine?
Doğduğu andan başlıyor kız çocuklarının mücadelesi. Her biri sadece toplumun istediği gibi kızlarsa sevgiye layık görülüyor. Her işe koşuyorlar, ses çıkartmak akıllarına gelmiyor. O kadar mübah edilmiş onlara bu. Doğdukları ev çoğu zaman zindanları oluyor. O evde sahipleri babaları, sonra eşleri. Bu çocukların kendi hayatları yok. Ya babaları, ya abileri, ya eşleri var. Kendileri yok, kendi fikirleri yok.
Zira insanlar pislik dolu kalpleriyle ‘’Kız aklı eksiktir.’’ Diye bir yalana inandırmış kadınlarımızı. Kendi kendilerine karar almalarına izin bile vermiyorlar. Kadının isterse yapabileceği şeyler korkutuyor onları. Bu yüzden koskoca dünyaya sığdıramıyorlar kadınları. Bizi sevemiyorlar. Kucağımızda bebeğimiz, elimizde işler varken sevemiyorlar. Fedakarlık yaptığımızda sevemiyorlar. Düşünürken, karar alırken sevemiyorlar. En çok da düşünürken sevemiyorlar. Çabaladığımızda, kendi ayaklarımız üzerinde durmak istediğimizde, karar aldığımızda sevmiyorlar. Onlardan yardım almak için çığlık atmadığımızda sevemiyorlar. Gözlerimizin içi sevinçle parlarken sevemiyorlar. Biz yaşarken sevemiyorlar. Bize biraz yaşamayı, biraz gülmeyi, dışarıda özgürce gezmeyi fazla görüyorlar.
Bizi kendi uydurdukları yalanlarla, kalıplarla sevmeye çalışıp onu da ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar…
*: 18 Ağustos 2019’da eski eşi Fedai Baran’ın saldırısına uğrayan Emine Bulut’un anısına. Boğazına aldığı bıçak darbesiyle ‘’Ölmek istemiyorum’’ diyen Emine Bulut’un kızı da ‘’Anne lütfen ölme!’’ diye haykırıyordu.