İslam Öğretisi-23

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)-19 Allah’ın en güzel isimleri olan doksan dokuz ismini açıklamaya devam ediyoruz.

95- BEDÎ’

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el- Bedî’dir. Sözlükte “önceki bir örneği ve benzeri bulunmayan bir şeyi ortaya koymak, bir şeyi ilk olarak yapmak, eşsiz ve emsalsiz olmak” gibi mânalar taşıyan bed‘/ibdâ‘ kökünden türeyen bedî‘, Allah’ın bir ismi olarak “benzeri ve örneği bulunmayan; bir şeyi ilk ve emsalsiz olarak yaratan” mânalarına gelir. Bedî‘ ismi “eşsiz ve örneksiz olarak yaratılmış şeyler” mânasına gelir. Bedî‘ “mevcudatı önceki bir örnek olmaksızın doğrudan yaratan” Bedî‘, Allah’ın mükemmel, eşsiz ve benzersiz yaratmasını ifade eden bir isimdir. Bedî‘ “bir şeyi aletsiz, maddesiz, zaman ve mekândan bağımsız olarak yaratmak” anlamına geldiği, Bedî‘ “bütün kâinatı herhangi bir maddî unsurdan değil, yoktan yaratan” şeklinde bir anlam da içerir. Allah kâinatı eşsiz, emsalsiz yaratmıştır; fakat bu eşsizlik daha önceki bir örnek ve model bulunmaması kadar muhteşem güzellikte olma mânası da taşır. Bazı âlimler bedî‘ ismini “eşi, benzeri bulunmayan varlık” diye açıklamışlardır. Buna göre Allah zât, sıfat ve fiillerinde eşi ve benzeri bulunmayan yegâne varlıktır. Kur’ân-ı Kerîm’in en temel konusunu oluşturan tevhid inancı uyarınca da mutlak bedî‘ Allah’tır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir.” (Bakara Sûresi,117. Ayet) “Gökleri ve yeryüzünü eşsiz örneksiz yoktan var eden odur…”(En’âm Suresi 101. Ayet) “O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı.” ( Secde Sûresi,7.Ayet)

96-BȂKÎ Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Bâkî’dir. Sözlükte “sebat ve devam etmek, kesintiye uğramadan geleceğe doğru sürüp gitmek” anlamındaki bekā kökünden türeyen bir sıfattır. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak

“gelecekte varlığının sona ermesi düşünülemeyen” anlamına gelir ki “Allah’tan başka her şeyin gelip geçici olduğu” mânasını ifade eden fânînin zıddıdır. Bâkî; ebedî olan; varlığının sonu olmayan demektir. Allah Teâlâ, varlığı devamlı olandır. Varlığının bir başlangıcı olmadığı gibi bir sonu da yoktur. Zâtı da, sıfatları da, fiilleri de bâkîdir, ebedîdir, devamlıdır. Mü’min de herhangi bir işi Allah rızası için yapmışsa, o fiil de ebedîlik kazanır. Yani kul, öbür âlemde mükâfâtını alır. El Bâki; varlığı için herhangi bir yokluk söz konusu olmayandır. El Bâki; ölümsüz olan ve hiçbir değişikliğe uğramayandır. El Bâki; varlığının sonra ermesi düşünülemeyen, ebedi olandır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacaktır.” (Rahmân Suresi,26. ve 27. Ayet) “…O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnızca O’nundur ve kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas Sûresi,88. Ayet) “Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır…” (Nahl Suresi 96. Ayet) “Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et…” (Furkân Suresi 58. Ayet) “(Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? “ (Kasas Suresi 60. Ayet) “Allah, Ondan başka tanrı olmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır.” ( Âl-i İmrân Suresi 2. Ayet)

97-VȂRİS Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de el-Vâris’dir.

Vâris, Esmâ-i hüsnâdan biri olarak “varlığının sonunun bulunmaması vasfıyla kâinatın gerçek sahibi” mânasına gelir. Sözlükte “ölen kimsenin servetinden pay almak” anlamındaki “virâset” kökünden türeyen bir isimdir. Esma-i hüsnadan biri olarak “varlık âleminin sonunda her şeyin kendisine kalacağı, varlığının sonu olmayan, kâinatın gerçek sahibi” manasına gelir. Yüce Allah mülkün gerçek sahibi olduğu gibi gerçek vârisidir de. Allah mutlak vâristir. El-Vâris; Ölümsüz, daim ve kalıcı olan,

El-Vâris; Yeryüzünde ilk olan ve en son kalacak olan, El-Vâris; Her şeyini sahibi ve varisi, El Vâris; zatı, sıfatları, kuralları ve nimetleri daim olandır. Bazı İslam bilginleri Vâris ismini “yaratılmışların hayatı son bulduktan sonra da varlığını sürdüren, elden ele dolaşan insan mülklerini ölümlerinden sonra asıl sahibi olarak geri alan” şeklinde yorumlamıştır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın...” (Âl-i İmrân Sûresi,26. Ayet) “Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz” (Hicr Suresi 23. Ayet) “Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helâk etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.” ( Kasas Suresi 58. Ayet) “Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır...” (Hadîd Suresi 10. Ayet)

“Şüphesiz yeryüzüne ve onun üzerindekilere biz varis olacağız, biz! Ancak bize döndürülecekler.” (Meryem Sûresi,40. Ayet) “Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Mü’minûn Suresi 11. Ayet)

98-REŞÎD

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan biri de er-Reşîd’dir. Reşîd kelimesi “doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. Allah’a nisbet edildiğinde “bütün işleri isabetli ve hedefine ulaşıcı” mânasına geldiği gibi “doğru yolu gösteren, irşad eden” mânasını da içerir.Rabbimizin her işi isabetli, her sözü doğrudur. O Reşîd’dir. Rüşd O’nun adıdır. Doğrudur, doğruyu gösterir, doğruya erdirir. Hiçbir takdirinde hikmetsizlik bulunmaz, hiçbir tedbirinde yanılmaz. İstediğini yapar, amacına ulaşmasına hiçbir şey engel olamaz. O’nun hak dediği hak, batıl dediği batıldır. Kendisi hak, işleri hak, sözleri hak olduğu gibi kullarını da hakka irşat eder, Er- Reşid; rüşd sahibi olan, doğru ile yanlışı birbirinden ayırt edendir. Er- Reşid; kullarını rüşde ulaştıran, onlara doğruyla yanlışı ayırt etme kabiliyeti verendir.

Er- Reşid; fiillerinde emir ve yasalarında, yaratmasında abes ve batıl olmayan, eksiklik ve unutmadan uzak olandır. Er -Reşid; dilediğini ve dileyeni irşâd ederek mutluluğa ulaştırandır. Er- Reşid; yüce hikmet sahibidir. Er -Reşid; dünya ve ahiret hayırları için kullarını hikmetle yönlendirendir. Er- Reşid; adalet ve fazilet sahibidir. Er- Reşid; dostlarını olgunluğa ulaştırandır.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“…O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” (Bakara Suresi 186. Ayet) “Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.” (Enbiyâ Suresi 51. Ayet) “Ancak, “Allah dilerse yapacağım” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve “Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır” de.” (Kehf Suresi 24. Ayet)

“Bilmiyoruz, yeryüzündekiler hakkında bir kötülük mü murat edildi yoksa rableri onlar için bir iyilik mi diledi?” (Cin Suresi 10. Ayet) Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.” (Kehf Suresi 17. Ayet) “O Kur'ân hidayete erdiriyor, biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi 2. Ayet)

99-SABÛR

Allah'ın en güzel isimleri olan "Esmaü'l-Hüsnâ" dan doksan dokuzuncusu es-Sabûr’dur. Sözlükte “tahammül etmek, kendini tutmak, sızlanmamak” anlamındaki sabr kökünden mübalağa ifade eden bir sıfat olan sabûr “çok sabırlı” demektir. Sabır terim olarak “aklın ve dinin yapılmasını gerekli gördüğü şeyleri yerine getirebilmek, yapılmamasını istediklerinden uzak durmak için nefsi kontrol altında tutma” diye açıklanmıştır. Sabûr Allah’a nisbet edildiğinde “günahkârları cezalandırma konusunda acele etmeyip lutfuyla muamele eden” mânasına gelir. Es-Sabûr;Çok sabreden, Azap etmekte acele etmeyen.Cezayı,bir vakte kadar tehir eden. Es Sabûr; cezalandırma güç ve imkânına sahip olduğu halde, suçluları hemen cezalandırmayandır. Es Sabûr; kullarına mühlet tanıyandır. Es Sabûr; kullarının saygısızlığını görüp bildiği halde intikam almakta acele etmeyendir. Es Sabûr;

kendisine itaat etmeyenlere nimetlerini vermeye devam edendir. Allah Teâlâ’nın “Sabûr” oluşu, kullarının binbir çeşit edep ve saygı dışı hâllerini görüp durduğu ve onları bir anda cezalandırmaya kudreti bulunduğu hâlde bunu ertelediğini göstermektedir. Bu yönüyle sabır vakti yönetmektir. Yüce Rabbimiz bir işi, vakti gelmeden yapmak için acele etmez. Yapacağı işlerin bir mühleti vardır, kendi koyduğu bu kurala riayetle her işi, ne geç ne de erken, zamanı gelince icra eder. Allah Teâlâ, günahkârları cezalandırma konusunda acele etmeyip lütfuyla bağışlayan ve erteleyendir. Günahkârlara mühlet tanır. Tövbe kapısını ölünceye kadar açık tutar. Kullarının af ve bağışlama dilemeleri için onlara fırsatlar tanır. Bu isimden nasiplenen biri, ibâdetleri yapmada, haramlardan kaçınmada ve her türlü felâket karşısında sabırlı olur. Hz. Muhammed şöyle emektedir: “Başkalarından duyduğu eziyete Allah’tan daha çok sabreden bir kimse yoktur. Buyurmaktadır. İnsanlar Allah’a ortak koşup denginin ve çocuğunun bulunduğunu söyledikleri halde O yine de insanları rızıklandırmakta, kendilerine sıhhat ve âfiyet vermektedir” (Müsned, IV, 395; Buhârî, “Edeb”, 71, “Tevḥîd”, 3; Müslim, “Münâfiḳīn”, 49-50).

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde bazı ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

“Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz bunlar, Allah’a huşû ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir.” (Bakara Suresi 45. Ayet) “De ki (Allah şöyle buyuruyor): “Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar iyilik bulacaklardır. Allah’ın arzı geniştir. Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” (Zümer Suresi 10. Ayet) “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim Suresi 42. Ayet) “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl Suresi 61. Ayet) “(Ey Muhammed!) O hâlde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.” (Ahkâf Suresi 35. Ayet) “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” (Ra’d Suresi 24. Ayet)

(Bu yazı, Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır)