Ülkemiz tarihi misyonunun kendisine yüklediği sorumluluk gereği yalnızca kendi iç meselelerde değil, bölgesinde cereyan eden her türlü düzensizlikte rol sahibi olmak, bölgesel karışıklıklarda çözümün adresi olmak zorunda. Bu inisiyatifi alabilmesi, dünyada söz sahibi olabilmesi için de tam bağımsız ve çok güçlü bir ülke olmak durumunda. Maalesef on yıllarımız heba edildi ve güçlü bir Türkiye olma yolunda, dünyanın süper güçleriyle mücadele edebilme yolunda bir mesafe kat edemeden iç çekişmelerle zamanımızı boşa harcadık.
Bahsettiğimiz bölgesel sorunlarından biri ve belki de en büyüğü de Filistin’de, Gazze’de yaşanıyor. Masum Müslüman kardeşlerimiz acımasız İsrailli’ler tarafından katlediliyor ve bütün dünya kamuoyu sadece seyrediyor. Bir tek Türkiye bu acımasızlığa yüksek sesle itiraz edebiliyor, fakat bu itirazlar da maalesef pek bir işe yaramıyor. Çünkü dünyanın şımarık çocuğu İsrail Amerika’nın gücünü arkasına almış kimsenin kendisine bir yaptırım uygulayamayacağını pekala biliyor.
Birleşmiş Milletler diye bir örgüt var, sözde insanlığın yararına faaliyet gösterdiğini iddia ediyor. Fakat çoluk çocuk demeden, hasta yaşlı ayırmaksızın masum insanları katleden terörist İsrail’i uyarma zahmetinde dahi bulunmuyor. Diğer bütün devletler bir yaptırım uygulama kararı alsa bile Amerika Birleşik Devletleri onay vermese bir anlam taşımıyor. Çünkü Birleşmiş Milletler öyle bir yapı ki; Amerika, İngiltere, Rusya, Çin, Rusya ve Fransa’dan oluşan beş daimi üyeden herhangi biri bir kararı veto etmesi durumunda o karar geçersiz sayılıyor. Kısacası tüm dünya devletleri bir yana bu beş ülke bir yana. Hal böyle olunca Birleşmiş Milletler insanlığın değil acımasızlığın savunucusu olarak faaliyetlerini sürdürüyor.
İsrail kanlı yüzünü bir kez daha gösterdi ve aralarında bebeklerin de bulunduğu onlarca sivil insanı ve bazı üst düzey komutanları katletti. Ve bu katliam görüntülerini pervasızca dünya kamuoyuna yine kendisi servis etti. Gazze’yi havadan ve karadan vuran İsrail bir avuç masum insana hayatlarını zindan ediyor. Devamında yapılan açıklamalarla katliamların sürdürüleceğini, bunun daha başlangıç olduğunu hiç çekinmeden dile getiriyorlar. Türkiye saldırıyı kınayarak, Birleşmiş Milletlerin konuya derhal müdahale etmesi çağrısında bulundu.
Ancak Türkiye’nin bu çağrısı çok fazla işe yaramayacak gibi duruyor. Zira göreve çağrılan Birleşmiş Milletlerin beş daimi üyesinden biri Amerika Birleşik Devletleri hemen safını ilan etti ve İsrail’in saldırılarını desteklediklerini açıkladılar. Şimdi bu durumda Birleşmiş Milletler denen örgüt ne iş yapar, ya da hangi masum insanın hakkını korur?
Dünya konjonktüründeki bu acımasız dengenin bir an önce hakkaniyet ölçüsünde yeniden revize edilebilmesi için mutlak şartlardan biri Türkiye’nin çok daha güçlü bir konuma gelmesidir. Ekonomik, siyasi ve askeri alanların tümünde çok güçlü ve tam bağımsız bir ülke olmadan dünyada söz sahibi olabilmemiz mümkün değildir.
Dünya’da akan her masum kanın durdurulması için, acı çeken her bir müslümanın acılarını dindirmek için en başta dinimizin bizlere yüklediği misyon gereği güçlü olmak durumundayız. Gücü dünyada örnekleri çokça olduğu üzere zalimlik için değil, zalimlerin kökünü yeryüzünden kazımak için uhdemizde bulundurmak zorundayız. Orada acı çeken kardeşlerimizin acılarını yüreğinde hissedebilenlerden olabilmeyi temenni ediyor, hepinize huzur dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.