İnsanlık sahillerde karaya vururken

 Kolay değildir yaşadığı yerden insanın ayrılmak zorunda kalması. Belki de en son başvurulacak yoldur yerini yurdunu terk edip gitmek. Bugün insanlık bir vicdan savaşı veriyor.Bugün insanlığın en büyük sorunu barışı sağlayamaması, savaşlarla insanlığını yok etmesidir. Savaşlarla birlikte yaşam mücadelesi veren insanlar yerini yurdunu terk ederek  mülteci durumuna düşüyor. İşte bu mülteciler  sorununu insanlığın kendisini sorgulaması gereken bir vicdani sorun olarak karşımızda duruyor.

Göçler, tarihin en eski yıllarından beri insanlığın karşı karşıya kaldığı sosyal bir olgudur. İnsanca yaşam şartlarının zora girdiği koşullarda insanlar daha insani koşullarda yaşamak için kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalarak  göç ediyorlar. Sebepler farklı olsa da göçler umuda açılan umut yolculuğudur.

 

İnsanoğlu doğduğu, büyüdüğü, yetiştiği ve serpildiği yeri hayatından koparılmayacak bir parça haline getiriyor. Bu toprak parçası  vatan oluyor. Onun uğrunda savaşlar veriyor. Ölüyor ve öldürüyor. Öyle an geliyor ki tüm bu düşüncelere rağmen yerini, yurdunu terk etmek zorunda kalabiliyor insan. Bütün yaşadıklarını, yaşadığı yerleri  arkasında bırakıp vatanını terk etmek zorunda kalabiliyor. Öyle çaresiz bir durum ki  arkaya bakmadan sadece hayatta kalma umuduyla hayatta kalmak için en ileriye gitmektir. Tek seçenek daha iyi şartlarda yaşamak kendini daha iyi ifade edecek yaşam koşularına ulaştıracak umuduyla göç etmek. Bir kere karar verildi mi artık dönüşü olmayan yola giriliyor. Gitmeyip de kalınca ölüm en büyük seçenek olduğu için  bir umut yaşama tutunmak tek seçenek göç etmek oluyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden  çıkılan yol ölüme en yakın yol oluyor.

 

Biz Türkler, göçü ve göçün meydana getirdiği duyguları iyi bilen milletiz. Bu anlamda Kavimler göçüyle dünyanın sosyal ve siyasal yapısını değiştiren millet olduk. Ortaasya’daki şartların yaşanmaz hale gelmesiyle Türkler doğu, batı, kuzey, güney yönlerine göçerek adeta dünya sistemini yeniden dizayn etmişlerdir.  Sadece Kavimler Göçü değil daha sonraki yüzyıllarda fetihler sayesinde ve fetihlerin durmasıyla da geriye çekilmek suretiyle gerisin geriye göçler yaşamışlar. Duran fetihler ve dağılma sonunda son imparatorluk Osmanlı da yıkılınca Türklerin ve mazlum milletelerin sığınağı Türkiye oldu. Anadolu bugün hala bizim Türklerin tek sığınağıdır.  Bizim bu sebeple Anadolu’dan başka gideceğimiz, sığınacağımız bir  yer yoktur.

 

Bugün insanlar yerlerinden yurtlarından koparak  ölüm bahasına da olsa yola umut yolculuğuna çıkıyorlar.  Yaşamak adına bir umut  varsa yolun  sonunda, o umuda açılan bir yolçuluk oluyor göçmenlik. Ege ve Akdeniz üzerinden kendilerine yeni umutlar arayan göçmenler insanlığın merhametine terkedilmiş bir geleceğe bırakmışlar kendilerini.Televizyon ekranlarında haberlerde seyrettiğimiz  Yunan Sahil Güvenlik polislerinin maharetlerini.  Botlarla Yunanistan’a oradan da Avrupaya geçmek isteyen göçmenlerin botlarını otomatik silahlarla patlatıp çoluk çocuk ölüme terketmeleri hangi insanlıkla açıklanabilir?

 

Alyan Bebek hepimize bir emanetti. Bu emaneti koruyamadık.Umuda yolculuk adına tüm dünya için bir simge olmuştu Suriyeli Alyan Kürdi. Bodrum Sahiline ölü bir balina gibi vuran Aylan Bebek aslında insanlığımızın sınırlarının bittiğini gösteriyor. Halbuki  Batı için balinaların sahile vurması ne duygusal bir tabloyu seriyordu insanların önüne batılı aktivistler. Sahile vuran balinalar dünya gündemini daha fazla meşgul etti Alyan Bebekten. Avrupa kapılarına dayanan mülteciler Avrupalı hümanistler tarafından görmezden gelinerek insan hakları konusunda ne kadar göreceli davrandıklarını bir kez daha gözümüze sokuyorlar.

 

Bugün biz, Suriyeliler konusunda içeride ve dışarıda ekonomik ve güvenlik sorunları yaşarken Batı bu sorundan kaçtığını bu sorundan kurtulabileceğini  zannediyor. İnsanlar yaşamak için en son çareye başvurduklarında gideceklerin neresi olduğuna bakmayacaklar. Yeter ki yaşama umudu olsun. Bu umudun bittiği yerde top yekün kitlesel hareketlere Batı da karşı koyamayacaktır. Ölenlerin Müslüman olması asla tesadüf değildir. Ancak Müslümanların öldüğü bir dünyada diğer dinler kendilerini nasıl güvende görebilirler ki? Bumerang halini alan göçler önümüzdeki dönemlerde dünyanın bütününde karşı konulamayacak bir problem haline gelecektir.Yerinde çözülmeyen sorunlar taştığı yerde daha büyük problemler doğuracaktır. Dünya ya insanca çözüm bulacak ya da kendi insanlık dışı hareketlerin bedelini ödeyecektir. Savaşları çıkaran Batı medeniyeti bunun sonuçlarından kaçamayacaktır.

 

İnsanlık sahillere ölü balıklar gibi vurmuşken ses çıkarmayanlara insanlık bir gün uğrar diye beklersek safdillik yapmış olduğumuzu biliyoruz. Bu celladından af bekleyen mahkum beklentisine benzer. Beklentiye değil ölümdür  verdiği yanıt.

YORUM EKLE

banner15

banner16

banner20

banner19

banner22

banner21