IMF giderken

     Geçen hafta Türkiye tarihi günlerinden birini yaşadı. Türkiye 51 yıllık IMF bağından kurtuldu. Hatta bunun da ötesine geçerek yıllarca borç aldığımız kuruluş olan IMF’ye 5 milyar dolar borç para veriyoruz. Bu taraftan bakıldığında bundan daha hoş milli bir gurur olur mu? Değmeyin keyfimize. Üstüne üstlük kredi derecelendirme kuruluşları geç de olsa ardı ardına kredi notumuzu artırması işin başka sevindirici yanı. IMF tek başına göndermemeliyiz. Bize bıraktığı enkaz uygulamaları da ardından göndermeliyiz.
 
     IMF’yi aynen Osmanlıdaki Duyun-u Umumiye’ye benzetebiliriz. Duyun-u Umumiye Osmanlı Devletinin dışarıdan aldığı borçları ödeyememesi nedeniyle alacaklıların alacaklarını tahsil etmek için ülkelerin gelirleri üzerine el koyan bir kapitalist canavardı. Adeta elini veren kolunu kaptırır. Yeter ki eline düşmeye gör bak nasıl kanının emiyor. Borç alan emir alır tarihi sözünü çok iyi bilir IMF. Ondan ne kadar uzak olursanız kafanız ve cebiniz o kadar rahat olur. Borcunu kapamak için yine ondan borç alarak borcunu kapamak gibi gariplikler yaşatır ülkelere IMF.
 
     Herkesin malumu olduğu üzere 2001 ekonomik krizi Türkiye’yi derinden etkiledi. Biz böyle krizlere millet olarak alışık olduğumuz için dişimizi ve kemerimizi sıktık. İthal bakanlar getirtip IMF ile bir dizi anlaşmalar yaptık. IMF’den direktörler adeta müstemleke valisi olarak görev yaptılar. Alacaklı olarak geldikleri için paralarını tahsil etme adına hangi kanunların çıkarılacağını, hangi alanda yatırım yapılacağına dahi karar veriyorlardı. İstekleri kabul olmazsa para gelmez kriz çıkar diye korku pompalanırdı. Gelişleri ve gidişleri basında olay olurdu. Amaçları verdikleri paraların tahsilini sağlama almaktı.
 
     Ülkede artık para gelsin de her isteğe razıyız durumuna vardık 2001 krizinde. Tarım politikaları tamamen bitirdik. Bütün tarım ürünlerine kota koyulup üretici adeta bitirildi. Devletin tarım üzerindeki dengeleyici rolünü ortadan kaldırarak ithal ürünlere ya da özel teşebbüsün insafına terk edildi. Üstelik yeniden kriz sözü kamuoyuna pompalanarak halkın tepkisi önlendi. İthalatın artmasına, üretimin azalmasına neden oldu. Bu öyle işledi ki belleğimize sanki haşa kotaların kalkmaması konusunda ayet inmiş. Bugünkü hükümetin de işine geldiği için kotalara hiç dokunmadı.
 
     Yöre olarak çay ve fındık üretimi yapıyoruz. Bu konuda getirilen kotaların ne gibi menfi etki yaptığına bizzat şahit olduk. Çayda ve fındıkta belirlenen kotanın üstünde elde edilen ürün mecburen özel sektöre satılmak zorundadır. Özel sektör bu durumu bildiği için devletin belirlediği taban fiyatına adeta kıs kıs gülerek fiyatı %40 - %50’ye kadar indirebiliyor. Devlet bu konuda müdahale etmeyeceğini bildikleri için gayri ahlaki bir ticaret anlayışı sergiliyorlar. Yapılması gereken en basit düzeltme IMF uzantılı kotaları kaldırmak ya da kotaları mümkün olduğunca yukarı çekmektir. Böyle yapılmadığında özel sektör ile danışıklı bir dövüş yapılıyor imajı asla üzerlerinden düşmeyecektir. Kotaların yükseltilmesi sadece seçim zamanları düşünülmemelidir
 
     Madem IMF’nin biletini kestik, madem tarihi bir eşik geçilmiş oldu. Öyleyse IMF ile getirilen bu kota uygulamaları kaldırılmalıdır. Hiç olmazsa özel sektörün insafsızlığını frenleyecek kotalar hissedilir derecede yükseltilmelidir. Geldikleri gibi gitmezlerse, kalıntılar devam ederse eski yanlışları devam ettirmekten başka bir iş yapılmamış olur. Giden sadece IMF olmamalı vatandaşın ekmeğine göz diken ne kadar uygulama varsa ardından gönderilmelidir. Yoksa konuşmalar sadece sözde kalır. İnandırıcı olmaz. Tasını tarağını al da git IMF deme cesaretini gösterebilmeliyiz.