İdam gelse her şey düzelecek mi?

Yaşatmayı beceremeyenler ölümü yaşam biçimi olarak ortaya koyarlar. Oysa en kutsal olan görevdir insan olan için insanı yaşatmak. Nerede olursa olsun, kim olursa olsun, hangi inanca sahip olursa olsun haksız yere insanı öldüren canidir, lanetlenmelidir. Masumiyetin tarafı olmaz, olmamalıdır. Masum ve mazlum birine yapılan haksızlığa karşı tek ses veremiyorsak insanlığımızı sorgulamamız gerekir.

 

Bize ne oldu da böyle olduk? Bu soruyu kendimize sormalıyız. Tepkilerimiz de en az hissettiğimiz duygular kadar gelip geçici olmuş maalesef. Anlık tepkilerimiz en basit anlatımıyla klasik sürü psikolojisini andırıyor. Yaşanan olayda anlık tepki veriyor, üzerinden kısa bir süre geçince unutup gidiyoruz. Bu huyumuzdan vazgeçmedikçe biz böyle sıkıntıları, olumsuzlukları hep yaşarız. Yanlışı doğru olarak ve üstüne üstlük bir meziyet olarak öğrettiğimiz vakit yarınlarda başımıza geleceklerden emin olamayız. Şikayet ettiğimiz sokaklar bizim sokaklarımızdır. Onları eleştirmek yerine oradaki eksiklerimizi düşünüp çareler aramak daha faydalı olur. Yoksa bir kısır döngüde debelenip dururuz.

 

Medyada hemen hemen her gün toplumsal cinnet derecesinde haberleri seyrediyoruz. Seyrettiğimiz haberler toplum olarak ne hale geldiğimizi gösteriyor. İnsanlıktan çıkmaktan başka bir şeyle ifade edilmeyecek görüntüler ve haberler gerçekten toplumun vicdanını derinden yaralıyor. Bir de yaşanan bir olayın ardından birbirine benzer olayların ardı sıra ajanslara düşmesi de başka bir şaşılacak durumdur. Demek ki toplumun içinde benzeri olayların yaşandığını anlıyoruz. Anlaşılan baskıdan dolayı kimse kendini ortaya koyamıyor. Eğer bir olay haberlerde toplum tarafından sahiplenmişse, toplum tarafından lanetlenmişse kendilerini gizleyenler aldıkları kamuoyu gücüyle ortaya çıkabiliyorlar

 

Ülkemizin genelinde yaşanan bu hunharca olaylar için alınacak tedbirler için herkesin bir çözüm yöntemi var. Suçlular aynısıyla cezalandırılsın. Bu ceza da idam olarak karşımıza çıkıyor.Bu kararda da uzun süre destekçi olunmaz. Kampanyalar bir süreliğine devam eder daha sonra konu yani yaşanan vahşet gündemden düşer, acı çekenler acılarıyla yalnız kalır. Köklü değişimler gerekiyor. Dönemsel hareketle kangren haline gelmiş sorunlar çözülmez.

 

Her şeyde olduğu gibi burada da  temel çözüm  yöntemimiz eğitimdir. Çok klasik bir cevap olarak görüldüğünü anlıyorum. Fakat temel sorunumuzdur eğitimsizlik. Bu eğitimin başındaysa  Ahlak eğitimi gelmektedir. Birileri için belki basite indirgenmiş olacak ama ahlakı olmayan insanın saygı duyacağı bir değer bulunmaz. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşadığımızın gerçeğinden yola çıkarsak bu yaşananları açıklamakta zorluk çekiyoruz. Her şeyden önce ait olduğumuz dinin gereği olan insana saygıyı ve Allah’ın yarattığı insanı haksız yere öldürmemeyi öğrenememişsek baştan zaten kaybetmişiz. Zerre yaptığı işin hesabının vereceğini bilen ve inanan insanın karıncaya bile zarar vermeyeceğini bilmesi gerekir. Bütün hakların üstünde kul hakkının kolay kolay ödenemeyeceğini bilmesi gerekir Müslüman olduğunu iddia eden kişi.

 

Sokaklardan şikâyetçi olmakta haklı olmak için bize düşen görevi yapmış olmamız gerekir. Kız yada erkek olsun ahlaklı olmanın erdemini öğretmemişsek çocuklarımıza başımıza gelenlere şaşmamak gerekir. Namuslu olmayı, ahlaklı olmayı, kendine, topluma ve Allah’a karşı görevlerinin olduğunu öğretmediğimiz insanların pimi çekilmiş bomba olduğunu bilmeliyiz. Dini ve milli değerlerden habersiz yetiştirilen bir nesilden göreceklerimiz daha nice felaketler bulunuyor. Böyle giderse daha çok felaketler göreceğiz. En kısa yapılacak çalışma; herkes evine, evinin altındakilere sahip çıkması olacaktır. İdam cezası getirseniz de bu bir süreliğine etki eder, uzun süreliğine toplumu kurtarmaz. Çünkü yanlış olduğunun bilincinde bir geri durma değil de cezadan kurtulmanın vermiş olduğu bir karşı duruş insanı yanlış yapmaktan geri tutmaz. Ülkemizde idam birilerine verilen söz nedeniyle kaldırıldı. Tekrar geri getirilmesi çok zordur. Siz bakmayın siyasilerin konuşmalarına onlar kamuoyunun gazını almak için konuşmak zorunda olan kimselerdir. Hayatı veren Allah kanunun da koymuş. Kısasta hayat vardır. Önce ait olduğun toplumun, inandığını iddia ettiğin dinin buyurduklarını öğrenmek sonra da bunları uygulamak gerekir. Yoksa Müslümanım demekle Müslüman olunmuyor. İnsan ahlakını öğretmediği hayatın ahlaksızlığını seyretmek durumunda kalır.