İç çatışma mı, yoksa fitne mi?

Birbirini hayvan boğazlar gibi bıçakla doğrayanlar,hıncını alamadığından olacak ki öldürdüğü kişinin cesedine bile akla hayale gelmeyecek işkencelerde bulunanlar.Birbirlerinin eşlerine bile göz dikecek kadar aşağılaşan. İslamın merhamet ve şefkatinden nasibini alamamış olanlardırlar.İslam ülkelerinde meydana gelen olaylarda birbirini öldürenler,aynı camide ibadet eden,sevinç ve acı paylaşan,komşuluk ilişkileri çok iyi olan,aralarında  yardımlaşan insanlardan başkaları değillerdi.Nasıl oldu da bu hale geldiler ?

 

Arap ülkeleri ve Türkiye’de gezi parkındaki bütün  olayların altında aynı güçler olduğundan şartlarını birbirinden ayırarak tahlile tabi tutmak yanılgıdır.Suriye Mısır ve Libya’da ,Öğretmen rejimin yanında,öğrencisi karşı safta,baba bir yanda oğlu diğer tarafta,kardeşin biri zalimin, diğeri mazlumun yanında yer alabilmektedir.Haliyle bu durumda birbirini öldürenler, fitne ortamından önceki yakın akrabalar ,öğretmen ve öğrenciler,baba ve çocuklardan müteşekkil  konu komşulardırlar.Bu hal, tam bir fitne halidir. Bu hali İslami bir tabir olan “fitne hali” olarak tanımlamamızdan maksat,sorunun taraflarının nasıl davranacaklarını belirlemek,üçüncü şahıslar olarak bu olaylara karışmayanların taraflara yaklaşım tarzının ne olacağını islama uygun şekilde belirleyebilmek içindir.

 

İslam ülkelerinde sorunun tarafı olanlar aralarındaki meydana gelen olayları İslamın belirlediği kurallar çerçevesinde çözme yoluna gitselerdi bu derece yüksek sayıda can kaybı ve kan dökülme olmayacaktı.Ancak İslam ülkelerindeki iktidar ve yönetme erkini ele geçirmek hırsı başta olmak üzere, diğer sebeplerle meydana gelen olaylarda tarafların birbirine yaklaşımı ,fitne kuralları çerçevesinde değil,batının koyduğu iç çatışma ilkelerinden hareketle oluşmaktadır.İç çatışma ile fitne arasında, sıcak ile soğuk ve siyah ile beyaz kadar  zıt  farklar bulunmaktadır.

 

İç çatışma da taraflar dökebildiği kadar kan,öldürebildiği kadar kişiyi en vahşi biçimde öldürmelidir.Fitne anında ise, kişinin başkasını öldürmesi değil ,başkasının kendisini öldürmesini beklemesi istenmektedir.Kişinin fitne anında koşması değil oturması,konuşması değil susması,evden dışarı çıkması değil, kendini eve hapsetmesi istenmektedir.Üçüncü taraflar ise, kişilerden silahlı olanlara  silah kullanmamasını,silahsız olanlara ise geri çekilmesi nasihatinde bulunmaları gerekmektedir.Bunu yapamayacak kişiler ise evlerine çekilip tabir caizse “kıllarını bile kıpırdatmamalıdırlar.”

 

Biliyorum insan  nefsi sahibine  bu söylediklerimin zıddını söyler.Kişiye nefsi,Onlar bir kişi öldürdüyse, biz yüz kişi öldürmeliyiz telkininde bulunur.Kazanmak için her yol mübahtır fetvası verir.Haklıdan yana değil kazanacak olandan yana tavır almayı öğütler.Hele birde bazılar var ki, bu tür kavgalardan nefisleri çok mutlu olduğu için, kan dökülmesine bakmadan karmaşanın devamından yana olurlar.Tişörtler basarak,çeşitli kampanyalar düzenleyerek,ekonomik bir sonuç almak da isterler.İktidarı kendilerine yakın olanlar ele geçirirse, bunun bir maddi kazanç olduğundan hareketle iştahlarını kabartırlar.

 

Bizlerin ülke ve fertler olarak, İslam ülkelerindeki olaylara yaklaşım tarzımızın, İslama uygun olmadığını düşünenlerdenim.Dış politika da devletimizin,destek olma noktasında milletimizin meseleye yaklaşımının İslama uygun olmadığını düşünenlerdenim. Oysa olması gereken bu olaylara fitne adını koymamız ve devlet ve millet olarak meseleye İslami tabirin oluşturduğu ilkeler çerçevesinden yaklaşmalıydık.

 

Şayet fitne çerçevesinden olaylara bakabilseydik,islam ülkelerinde hemen herkesin Türkiye’yi bir ağabey  rolünde görme  konumumuzu da  kaybetmemiş olacaktık.Oysa Türkiye geçmişinde karşılaştığı her fitne ortamını öncelikle kansız çözmek,bir adım geri çekilmek stratejileri ile halletmiştir.Fitneler karşısında böyle tecrübeli bir ülkenin Suriye’de hakları çiğnenmiş insanlara hem devlet hem de halk olarak silahı çözüm göstermesi hatalı olmuştur.Bu durum zalimden yana olmak değil,kaybedilecek canların kurtarılmasını esas almak içindir.Gelecek zaferin sadece biraz gecikmesine sabretmektir.Her şeyin nefsimize uygun olduğunu varsaydığımız bir ortamda dünyevi  imtihan nasıl gerçekleşecek acaba?

 

Türkiye’mizin farklı yerlerinde meydana gelen miting ve gösterilerde, Mısır’da bir tarafın elinde silah olduğu halde ,diğer tarafı  silahsız olarak desteklemeye çalışmak ve direnmelerini istemek, İslami bir tutum değildir.Adeviye meydanında bir futbol maçı değil,zalimlerin mazlumları katletmesinin hesapları yapılıyordu.28 şubatta üzerlerine silah bile doğrultmayanlara karşı geri çekilmeyi gerekli görenlerin ,Mısır’da eli silahlı olan orduya karşı ihvana diren demeleri islama uygun olmamıştır.Ayrıca ahlaki de değildir.Onlara bu noktada bir adım geri çekilme tavsiye edilmeliydi.Silahı olanlara da “aman ha! “denilerek uyarılarda bulunulmalıydı.

 

İhvan hareketinin de bu konularda Türkiye’yi örnek almaması ve yaşanmış tecrübeden istifade etmemesi,”nasılsa Batı ve Amerika  var bu katliamı yapamazlar “gafletine düşmesi de bir hatadır.Çünkü direnmeyi savunanlar ayet ve hadislere dayanmadıklarından ,”Silahlılara karşı niçin direndiniz?” diyenlere, eleştiri getirme hakları bulunmamaktadır.

 

“Niçin direndiniz?” sorusunu soranların ve eleştiri getirenlerin  ellerlindeki deliller ayrıca çok da fazladır.Ayetler ve hadisi şerifler,İslam fıkıh kitaplarının fitne bahisleri meseleyi çok etraflıca ele almakta, direnelim diyenleri,ve onlara direnin diyenleri hatalı ve günahkar görmektedirler.Maide suresinde Adem (A:S)zamanında  çocukları kabil ve Habil arasında kurban meselesi yüzünden başlayan tartışma, insanlık tarihinde ilk fitne ve  kardeş kanı dökülmesine sebep olmuştur.Kabil’in kurbanının Allah tarafından kabul edilmemesi,bu olayda  hiçbir günahının ve hatasının olmamasına rağmen Habil’in Kabil tarafından öldürülmesine sebep olmuştur.

 

Ayet-i Kerimede 5/28- “Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” ]

 

(Fitne zamanı evinize girdikleri zaman, Âdem aleyhisselamın,[Maide suresinin 28. âyetinde bildirildiği gibi] "Beni öldürmek için sen bana elini uzatırsan da, seni öldürmek için ben sana elimi uzatmam" diyen oğlu [Habil] gibi ol!) [Ebu Davud, Tirmizi]

 

Bu ayeti kerimelerde Kabil ve Habil ismi geçmemektedir.Bunun sebebi insanlık tarihi boyunca kardeşler arasında meydana gelecek bu tür olaylarda taraflardan birini kabilin yerine ,diğerini de Habil’in yerine koymak ve buna göre tutum belirlemek içindir.Mısır’ın ,Suriye’nin ve Libya’nın bir  Kabil’i ve bir Habil’i var.Bu taraflardan biri olan  Kabil ,sebepsiz yere adam öldürecek,diğer taraf sebepsiz yere öldürülen Habil olması içindir.Olayın ilk insan,Adem A.S zamanında  olmasına rağmen  Kuranı kerimde yer alması bizlere de önemli dersler vermesi içindir.Kaldı ki Allah-ü teala insanı yaratmaya karar verdiğinde  meleklerin ona “yer yüzünde fesat çıkaracak kan dökecek birini mi yaratacaksınız?”sorusunu sormalarına sebep olmuştu.Bu Ayeti kerimelerden anladığımız ,kan dökmek hesaba katılmamış bir iş değildir.İmtihanın, zalimle mazlum arasında olacağının esasını da haber vermektedir.

 

Allah’ı inkar etmeseler bile ,zalimleri öldürebilmek ve onlara karşı eylem başlatabilmek için,  dinden çıktıklarını varsayarak harekete geçmek  can kaybını artırmıştır.Oysa aynı Ayetin devamında “suçsuz yere beni öldürdüğünü ben biliyorum” diyen Habil’in,kardeşi  Kabil’e onu öldürmek için elini kaldırmayacağını söylemesi ve gerekçesini  Allah’tan korkmasına bağlaması  , bizler için önemli   dersler içermektedir.Kendisini öldürecek kişiyi, yani Kabil’i zalim ismi ile anmayı yeterli kabul etmektedir.Oysa bizler öldürmek için dinden çıkartmak,farklı mezhepten olduklarını iddia etmek gibi yanlışlara düşmekteyiz.

 

Oysa Suriye’de  Ramazan El Buti’nin Esed yanlısı ilan etmek yerine , uyarılarına kulak verilseydi oradaki fitneyi daha az sayıda insanın ölümü ve daha kısa sürede çözüme kavuşmasını mümkün hale gelebilirdi.O diyordu ki”;bu mesele sizin düşündüğünüz kadar kolay değil.Arkasında Rusya,Çin ve İran var.Çok sayıda insan ölebilir.İç çatışmadan kaçınmalıyız” Kim haklı çıktı o mu yoksa aksini söyleyenler mi?

 

 

Ne yazık ki Türkiye’nin dış politikada bu meseleye yaklaşımı çelişkiler içermektedir.Yıllardır ülkemizi bölmek üzerine dış güçlerin oyuncağı halinde hareket eden,çok sayıda askerin ve sivil halkın ölmesine sebep olmuş ve ciddi maddi zarara uğramış bir ülkenin mensupları olarak ne pahasına olursa olsun kan duracaksa gerekirse bağrımıza taş basarız diyeceksin,öte yandan komşu ülkede başta iktidar  nimetlerinin el değiştirmesi ve başka sebepler için çıkartılan iç savaşa Batı ölçütleri ile yaklaşım göstereceksin!Bak bu olmaz işte!

 

28 şubat sürecinde bugünkü hükümeti oluşturanların büyük bir bölümü,gerginliği tırmandırmanın zararlı olacağı görüşündeydiler.Kendinize silah bile doğrultmamış olanlara karşı bir adım geri çekilmeyi, kaybetmek olarak görmediyseniz,silahlı mücadele yerine aynı taktiği Suriye, Mısır ve Libya’da ki kardeşlerimize de tavsiye etmeliydiniz.Bu noktada Türkiye Batının ondan beklediği rolün dışına çıkamamış  ve İslama uygun davranamamıştır.Bu sebeple İslam ülkelerinde yakaladığı mükemmel rolünü kaybetme noktasına gelmiştir.

 

Oysa Başbakanımızın, Biltacinin kızı için döktüğü göz yaşı hiç  konuşmasa bile ,hangi tarafta durduğunun izahı için yetecek ve Mısır’lıların tamamının  gönlünü fethedecekti…

 

Ömer ALÇEP