Herkes yaşadığı şehre karşı sorumludur

 Belki kısa kısa olacak ama bu hafta küçük başlıklarla yazmayı yeğliyorum. Başlı başına  bir konu olmaktansa birden çok konu üzerine kısa kısa yazacağım.

 

Suyu hayat gibi göremeyenleri ne yapmalı ?

 

Yaz sıcaklığı, her geçen gün kendini daha da hissettiriyor. Sıcaklıklar arttıkça çaresizliğimizi daha da anlıyor, zarar verdiğimiz doğamıza karşı suçluluğumuzu daha çok ifade etmek istiyoruz. Hatta bu suçu söylemekten geri de durmuyoruz. Hastalıklarımızı kabul edip bundan geri durmamak da ayrı bir gariplik olsa gerekir. Bir gün gelecek pişmanlık duyacak zamanımız da olmayacak. Tüketim çılgınlığı hayatın kendi kaynağını bile kurutuyor, hayatı çöle döndürüveriyor.

 

Sıcaklıkların en şiddetlisini yaşadığımız bu acı  yaz günlerinde su daha çok önem arz ediyor. Peki, bu kadar önemli olan suyun değerini biliyor muyuz? Buna da vereceğimiz cevap kocaman bir hayırdır. Yani tıpkı dünyanın yaşanılmaz bir yer olması için elinden geleni yapan insan gibi hayat kaynağı olan suyu da aynı hoyratlıkla kullanıyor. Adeta hiç tükenmeyecekmiş gibi suyun kullanım çılgınlığındaki tutumlar izaha muhtaç bir durum ifade ediyor. Sınırsız bir özgürlüğün olmadığı gibi sınırsız bir su kaynağına sahip olmadığımızı bazı kıt beyinler anlamalıdır. Suyu amacı dışında kullanırken başkalarının da hakkına tecavüz ettiğimizi bilemeyip, inadı sürdürdükçe bu sorun çözülmez. Suyu hayat gibi göremeyenlerin kul hakkından da haberleri nasıl olsun?

 

 

Herkes yaşadığı şehre karşı sorumludur

 

İnsan yaşadığı şehri büyüttüğü gibi şehirler de insanı büyütür. Bunun aksini de düşünmek mümkündür. İnsan şehrini küçültmesi pekala mümkündür. Yaşadığı şehri evi gibi görmelidir kişi. Evini ne kadar korur, sahiplenirse o kadar onun güzelleştirir ve saygınlığını artırır. Hayatımızda alabildiğine tüketme hastalığına dur diyemediğimiz gibi şehrin  tüm değerlerini harcamaya da dur diyemiyoruz. Bin bir güçlükle, uzun yıllar uğraşarak oluşturulan şehir karakteri öyle anlar geliyor ki bir anda yerle yeksan oluveriyor.

 

Birbirinin eksiğini araştıran, sokaklarında, caddelerinde tüm pisliklerin sere serpe dağıtıldığı, trafiğinde insani değerlerin yok sayıldığı, toplumun değil insanın öne çıkarıldığı yeri geldi bir kişi bir topluma feda edildiği şehircilik anlayışıyla şehirler büyümez aksine şehirler yalnızlaşır, gitgide şehirler insansızlıktan ölür. Artık şu saatten sonra arzulanan ve ruhunda büyütülen şehir ölmüştür demektir. Unutulmamalıdır ki herkes cakasını satmakla övündüğü şehrine sahip çıkmalı, kötülüğün kapı aralayıcılarına fırsat vermemelidir. Yaşadığımız şehrin bir parçası olmak istiyorsak şehrimize kattıklarımıza dikkat etmeliyiz.

 

 

Fırsatçı kesilenlerin kazandıkları kar mıdır?

 

Hırs kontrol edilmezse insana büyük yıkımlar getirir. Para kazanmak için gözleri dönmüş birine doğruyu, yanlışı anlatmak mümkün değildir. Sadece kazanma hırsıyla hareket eden için; kırmak, dökmek, çalmak, çırpmak sıradan davranışlar oluyor. Bu sıradanlığı aşmanın en kestirme yolu sade yaşmak ve hakkına riayet edebilmektir. Fırsatçılığın alçaklığını yapanların kazandıkları paralar onlara ne makam ne de insanlık kazandırmamıştır. Müşteri yoğunluğunu ganimet sananların hırsları günübirlik kazandırsa da uzun vadede kaybettiriyor. Temelde bugün kazananlar yarını da kaybediyorlardır ama bunun farkına varamıyorlar. Fırsatların tükendiği hayatın normale dönüştüğü zamanda yaşanacak yalnızlıklar fırsatçıların alacakları en büyük cevap olacaktır.

 

 

 

YORUM EKLE

banner15

banner16

banner20

banner19

banner22

banner21