Derdi olanların derdine çareler aradığı gerçek hayattan hikâyedir aslında bu. Gün, umudu yarınlara ekenlerin yaşadığı dünyada birileri için belki de sıradan bir gündü. Fakat hangi günün sıradan, hangi günün önemli olduğuna insan değil yaşadıkları karar vermelidir aslında. Öyle sıradandır diye başladığınız gününüzdeki yaşanılanlar sayesinde gününüz sıra dışı bir gün olmuş da şaşırıp kalıp verirsiniz. Belki de insanı farklı kılan hayatının her anında hayatını sıradanlıktan kurtarabilmektir.
Yine belki de çoğu insanlar için sıradan bir gündü. Belki de kaç bin keredir bilenmez ama yine çalmıştı melodisi ruhlara huzur vermeyen, duyan kulakları tırmalayan ders zili. O ses aslında kimilerine göre rutin, kimilerine göre umuda yolculuk için kalkış saatinin zil sesiydi. Umuda yolculuk için başlamıştı koşu ve koşuşturmaca. Ve zil sesini duyar duymaz yaydan fırlamış ok misali hızlı bir şekilde yerinden fırladı bir insan. Merdivenleri birer ikişer adımlayarak nefes nefese kalarak sınıfa girdi. Öğrencilerin aynı imalı bakışları arasında:
-Hocam yine sınıfa erken mi geldiniz? Zil çalmış mıydı?
Hoca ise her zamanki gibi sınıfı tebessümle selamlayıp masasına oturdu. Yoklamayı aldı, sınıf defterini doldurdu. Yerinden konuyu giriş yaparcasına yavaş yavaş kalktı. Ve şöyle diyerek işe başladı söze:
-Erken gelmek, geç gelmekten iyidir. Yarına karşı sorumluluklarımızın yükünü hafifletir.Sözünden sonra sınıfa göz gezdirerek bugün her günden farklı olarak bir hal vardı sınıfta. Sanki ölü toprağı ekilmişti bütün sınıf üzerine. Bir yerden başlanmalıydı. Ama nereden, kimden başlamalıydı? Problem bulunmazsa koca bir ders saati boşa geçebilirdi. Problemi tespit noktasında hedefi on ikiden vurmalıydı. Mesele görünüşte bir bıkkınlık, yılgınlık, hayata küsmüşlükten ibaret görünse de o kadar basit olmamalıydı.
Yılların biriktirdiği bu düğümü çözmek için kısa süreliğine bir şey yapmalı ama o yapılması gereken neydi? Zihinde onlarca soru ve çözümlerden en etkili ve en çare bulucu olanı ortaya koymak gerekir diye düşündü umudunu yarınlar için yaşatan öğretmen. Bakışlarını orta sıralarda oturan öğrencinin üzerine yoğunlaştırınca bir soruyla başladı.
-En son size değerli olduğunuzu hissettiren kişi ve olay nedir çocuklar? Sözüyle başladı öğretmen söze. Bu soru muydu düğümü çözecek en önemli soru diye düşünürken birkaç parmak kalktı sınıfın en arkalarından. Kalkan parmaklar o sorudur diye umutlandırmıştı öğretmeni.....
Bu hikayenin devamını inşallah haftaya devam edeceğiz.