Değişen dünyada değişmeyecek olan bir şey varsa o da tarihin genel seyri uzun vadede değişmeyecektir. Nasıl ki gücünü kaybeden su ilelebet kaybolmuyor, coşkusunu bulunca yatağına dönüyorsa milletler de dönemlik durağanlıklarını üzerlerinden atınca gerçek güçlerine kavuşurlar. Sıkıntılar yaşamak büyümenin bir işareti sayılmalıdır. Yaşanan her büyük sıkıntı yaşanacak büyük umutların habercisidir. Tarih bir milletin sosyal laboratuvarıdır. Oradaki geliştirdiği çözümler gelecekte yaşanacak muhtemel problemlere de çözümler sunacaktır.
Bütün vahşetiyle geçmişinde her türlü katliamlarla büyüyen Batı medeniyeti bizi zalimlik ve insanlık suçu sayılan soykırımla itham etmesi tek kelimeyle iftiradır. Çünkü en yalın haliyle bir Müslüman değil topyekûn bir insanı haksız yere öldüremez. Müslümanı demiyorum herhangi bir insanı öldüremez. Böyle bir durum varken Osmanlı’yı tüm Ermeni Milletini ortadan kaldırmakla itham etmek akıl dışı bir iddiadır. İçeride ve dışarıda bu düşüncede olanların gayeleri başkadır. Türkiye’nin elini kolunu bağlayıp içine hapsetmektir asıl gaye.
1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’nın Ermeni vatandaşları Osmanlının düşmanla savaşımını fırsat bilerek; Rus, İngiliz ve Fransızların desteği ile Osmanlıyı arkadan vurmaya başladılar. Savaşacak askerin cephede olmasını fırsat bilen Ermeniler Yaşlılara, kadınlara çocuklara akla hayale gelmeyecek, vicdanların kabul edemeyecek zulümler uyguladılar. Bununla birlikte Türk kıyafetleri giyerek katliamlar yapmaları suçu Türklere atma çalışmalarında da bulunmaları üzerine Osmanlı Devleti elindeki tüm imkânları kullanarak savaşın güvenliği için Ermenileri bir başka Osmanlı toprağına Tehçir (göç) ettirildiler.27 Mayıs 1915’te çıkarılan kanun 1 Haziran’dan itibaren uygulanmaya başlandı. 24 Nisan 1915 ise Ermeni ileri gelenlerinin tutuklanması tarihidir. Bizi dünyaya şikayet ettikleri tarihtir bu tutuklanmalar.
Her yıl 24 Nisan Sözde Ermeni Soykırımı yalanıyla dünyada hakim güç odakları Türkiye’yi köşeye sıkıştırmanın peşine düşüyorlar. Bu yıl geçen yıla göre daha planlı olarak ve artan tepkiyle üzerimize geliyorlar. Çünkü bu yıl olayların yaşanmasından bu zamana kadar geçen surenin 100. Sene-i devriyesidir. Papa’nın işaret fişeğini yakarcasına başlattığı 100.yıl yalan rüzgârına katılmayan çok nadir ülke kaldı. Yüzyıllardır bir araya gelemeyen Katolik ve Ortodoks Hristiyanlar, Müslüman Türkiye üzerinde ittifak ettiler. Bence bu ittifak yeniden kurulmaya çalışılan yenidünya düzeninde Türkiye’ye yer vermemek, Türkiye’yi uzak tutmak için yapılmış olan bir senaryodur.
Bir ülkede bu kadar kendine düşman insan nasıl olabilir anlamakta zorluk çekiyorum. Bize yabancı olan, bizden olmayanların uğradığı haksızlıklar karşısında malum kesimler hep birlikte karşı taraf olabiliyorken Türkiye’ye yapılan haksızlık ve iftiralar karşısında “Hepimiz Türk’üz” denilemiyorsa bu işin içinde başka bir iş vardır.
Gerçekten merak ediyorum dünyada başka bir ülkede kendi ülkesine ve milletine bu kadar düşman yetiştiren başka ülke var mıdır? Kürt kimliğine bürünmüş Ermenilerle Alevi kimliğine bürünmüş Ermeniler amaç birliği yapmışçasına yaşadıkları ülkenin tarihine iftira atmayı fikir özgürlüğü olarak görebiliyorlar. Biz biliyoruz ki bunları yapanların Türk milletinin ne geçmişiyle ne de geleceğiyle derdi yoktur. Hoşgörü ve adaletin vatanı olan Osmanlı için yapılan iftiraya destek olmak bu milletin vicdanlarında not edilmiştir. Yeri ve zamanı gelince bunun hesabını Türk Milletine verilecektir.
Demek ki meselenin özü Türkiye’yi kendi içine hapsedelim, Türkiye mazlumlar için umut olmasın. Olursa eğer zaten güç dengesi değişmiş olacak. 100 yıl önce dünyayı parselleyenler yeniden bir 100 yıl daha dünyanın gücünü ellerinde tutmanın derdinde. Mesele basittir aslında Türkiye büyük oyuncu olmaya çalıştığı sürece bu ve bunun gibi sorunlar hep yaşanacak. Oyun nerede bitecek derseniz? Oyun ya Türkiye amaçlarından vazgeçecek yada Türkiye büyük olmayı başaracak.