Her ayrılık bir ölümdür

Hayat ve ölüm acı, mutluluk gibi dünyamızı kuşatan önemli ve değişmez doğrulardır. Doğumla sevinir ölümle üzülüyoruz. Bu biraz da bizim beklentilerimizle alakalı olan bir şeydir. Neye nasıl değer verdiğimizin bir sonucudur. Her şeyi varlık ve yokluk olarak düşündüğümüzde bu düşüncelerimiz daha etkili oluyor. Üzüntümüz katlanıyor.
 
Ölümü bize acı kılan ve dünyamızı alt üst eden tarafı ayrılıktır. Bir daha göremeyeceğimiz, konuşamayacağımız varlığını hissedemeyeceğimiz düşüncesi dünyalık da olsa ölümü karamsar yapıyor insan hayatında. Doğduğuna inandığı gerçeği öleceğine inanacağı gerçeğini desteklerse ölüm insan için daha kabul edilir olur. Alışır ve bağlanır insan hayata. Bu bağlılık hiç kopmayacak şekle dönüşünce hayat ve ölüm sorun haline alıyor.
 
Ölümün en acıtan taraflarından birisi de ayrılıktır demiştik. Böyle düşününce her ayrılık bir ölümdür aslında. Yıllarca beraber olduğunuz arkadaşınızla, dostunuzla, sevdiklerinizle çok şey paylaşır ve bağlanırsınız. Bir gün gelir ayrılık düşer yollara. Bu ayrılık bir başka şehre bir başka ülkeye bir başka dünyaya gitmeyle olur. Artık yaşadığını bilseniz de görüşmek, konuşmak, paylaşımda bulunmak imkânının kalmaması tıpkı ölüm hissi verir.
 
 Bir haber gelir ölümden fakat sanki hep buraya aitmişiz gibi tepkiyle karşılık veririz. Bir süre geçer bu haberi kabul eder ona dair yeni senaryolar geliştiririz zihnimizde. O anda ölüm aynı doğum kadar gerçek olmaya başlamıştır bize. Bu geliştirilen senaryolar arasında geçirilen güzel anlardan tutun paylaşılan küçük anılara oradan da keşkilerle başlayan cümlelere uzar gider. Ölümün varlık gerçeğini yok sayarak geliş nedenleri üzerinde durularak sebeplere takılarak sanki ölüm bu sebeplerden olmuş diye fikirler ortaya koyarız.Bu bir avuntudan başka bir şey değildir.
 
Her şey kabul edilmiş herkes ait olduğu yere gitmesi için hazırlıklara da bu arada yapılıyordur. Her şey aslına rücu eder ya insan da aslı olan toprağa konur. Bu gerçeği her defin töreninde görür ve yaşarız. Oraya defnettiğimiz eşimiz dostumuz akrabamızken aslında kişi kendi cenazesini canlı olarak defnettiğinin provasını yaptığını düşünmeli. Arkasından neler yaşanacağını görmelidir o kabir başında. Bu ilahi senaryoyu düşünmeyen insan cenazeden ne hisse alır ne de orada uygun davranış gösterir.
 
Ayrılık vaktı, vedalaşma vakti gelince cenaze sahiplerinin acılarını paylaşılması için gelinen cenazede kalabalıklar önemlidir. Fakat asıl önemli olan gidilen yerin bir cenaze olduğunu unutmadan o saygılı duruşu göstermektir. Acının olduğu yerde yıllarca bir araya gelememenin verdiği kavuşmalarla insanların kahkaha atar gibi bağrışmaları cenaze ruhuyla asla bağdaşmıyor. Cenazeler ille de bulunmak zorunda olunan yerler değildir. Acıların paylaşıldığı yerler olmazsa sadece kuru kalabalıklar haline gelir. Binlerce acıyı paylaşmayan insanların katıldığı cenazeden ziyade gerçekten Allah için dostun acısını paylaşmak için birkaç mümin insanın cenazeye katılması evladır. Her canlı cenazede kendi cenazesinin provasını yapıldığını düşünmelidir. Bu empati hem ölüye hem de diriye daha çok fayda verir diye düşünüyorum.
 
Kalabalıklar ruhumuzu okşasa da samimiyetsizlikler üzüntüyü artırır. Ben böyle cenazelerden hazzetmiyorum açıkçası.Belki bir vasiyet olarak algılanır ama olsun benim cenazemde benim için Allah rızası için bir hayır dua için gelecek mümin kardeşler isterim.Aman falancı gelmedi, filancının oğlu geldi diye adam saymanın ve beklemenin olmadığı bir son yolculuk isterim.Dualarla tekbirlerle belki de birkaç samimi göz yaşlarıyla vedalaşma.Arkadan bildiği kadar samimi içten dualarla bir son yolculuk. Hayata iz bırakacak bir ömür için ille de çok kişiye hitap etmek gerekmez.Samimi birkaç iyi insan yeter de artar.