Çözümsüz süreçlere hayır

Tarih boyu binlerce badire atlatmış bir milletin torunları olarak yeni ve karanlık bir sürece, ciddi sonuçları olabilecek ve yeni badireler yaşayabileceğimiz bir sürece çok yaklaşmış durumdayız.

İsrail denen terör devletinin, hayalleri uğruna dünyayı ateşe atmaya hazır olduğu ve buna da kısmen başladığı bir ortamda bu ateşin bize yaklaştığını hissediyoruz. Bu ateş, bu terör devletinin bayrağındaki iki nehri temsil eden iki mavi çizgide saklı, bu ateş o terör devletinin askerinin omzundaki Arma’da bulunan ve ülkemizin topraklarını da içeren haritada saklı, bu ateş o devletin kendisinden olmayanı Goyim olarak isimlendirmesinde(Goyim Yahudi olmayan demek olup, onun malını, karısını alabilirsin, ondan faiz alabilirsin, Goyim’i yeri geldiğinde ailesiyle birlikte, hayvanlarıyla birlikte öldürebilirsin demektir.) saklı, bu ateş o terör devletinin inanç sisteminde saklı, kısacası bu ateş o devletin bireylerinin beyin hücrelerinde saklı ve fırsatını bulduğu her ortamda o ateş ile komşularını yakmakta hatta dünyayı ateşe vermekten de çekinmemektedir.

Devletimiz de bize yaklaşan bu ateşi gördüğünden, ateşin sadece o yönden değil başka yönlerden de bize gelebileceğini gördüğünden, ateşten zarar görmemek veya az zarar görmek için içerideki kardeşlik ortamını tesis etmek amacıyla bana göre Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli vasıtasıyla bir yaklaşım benimseme siyaseti gütmektedir.

Bu hareket niçin Bahçeli vasıtasıyla başlatılmıştır sorusunun cevabını herkes kendisine göre değerlendirebilir. Ben de kendi değerlendirmemi çok kısa anlatayım.

Bahçeli’nin siyasi duruşundan, vatandaş gözündeki konumundan ve devlet sevgisinden kimsenin şüphe duymayacağı açıktır. Konuya şu açıdan bakarsak daha anlaşılabilir olacağı kanaatindeyim. Teşbihte hata olmaz diyerek şöyle tanımlayacağım “Bahçeli bu devletin içinde bir ucu, Dem'liler diğer ucu temsil eder”. Buradan hareketle Devlet Türk milliyetçisi kanadı vasıtası ile Kürt milliyetçisi ayrılıkçı kanada el uzatmıştır. Bu bir barış elidir. Bu bir kardeşlik elidir. Bu, birlik olalım demektir. Bu ayrılık bize yakışmaz demektir. Bu el, biz bu memlekette sizinle birlikte var olmalıyız demektir. En olmayacak gibi görünen ama aslında öyle olmadığı bu tekliften/el uzatmadan çok iyi anlaşılan bir yaklaşımla bir uçtan diğer uca seslenerek ufukta beliren tehlikeyi geçmişte olduğu gibi hep birlikte hareket ederek bertaraf edelim demektir.

Bahçeli'nin hareketine verilecek cevap, bir önceki devlet projesi olan çözüm sürecindeki gibi olursa devletimizin vereceği cevap bellidir. O tarihte devletimiz o bölgenin tamamında devlet düşmanlarının, devlete silah sıkanların hepsine haddini bildirmiş, kazdığı çukurlara gömmüş, kafalarına sıkmış, isyan edenlere devletin kim ve ne olduğunu çok iyi tanıtmıştır. Bu teklife/el uzatmaya da önceden yaptıkları gibi yaparlarsa, alacakları cevap da emin olun Diyarbakır Sur'da, Silvan’da vs. yaşananlardan farklı olmayacaktır.

Süreci birkaç kısa madde ile özetleyeyim.

1. Cumhurbaşkanımızın çözüm süreci adı altında başlattığı açılımı çok uzun yıllardır denenmemiş bir proje olduğundan o günlerde destekledim, doğru buldum ve savundum. O günler için bunun yapılması gerektiğine de her zaman inandım. Fakat sonuç, o zamanın DEM’i ile PKK’nın ortak itirazı ve ihaneti oldu. Yani hem bireysel olarak benim hem de devletimizin beklentileri ve iyi niyeti suya düştü.

2. Bu sebeple şuna karar verdim ; “Silahlı, ABD ve batı destekli ve ülkemizi bölme amaçlı bir PKK sürüsü ile müzakere edilmez, bize silah sıkanla müzakere olmaz, kafasına sıkılır ve çözülür.” noktasına geldim. Burada biz zaten böyle olacağını biliyorduk diyenleriniz olacaktır. Ne yapalım herkes kendi bildiği ile kendi düşünce sistematiği ile hareket eder. Benim düşünce yapım da böyle çalışıyor diyeyim. Ben önce iyi niyetli ama bir yere kadar olan iyi niyetli yaklaşımla başlamayı tercih ederim.

3. Yeni bir çözüm süreci doğru değil, çünkü karşı tarafın talebi devlet kurmak. Bu artık su götürmez bir gerçek. Devlet kurarak ülkemizi bölmenin dışında Kürtler bizim kardeşimizdir ve bu vatanda eşit unsurdur, bu vatanda her hakka sahiptirler.

4. Ülkemizdeki Kürt, Laz, Çerkez vs her kimin rahatsızlığı varsa konuşup çözmeye ben varım, bu devlet de bu hususta hep var oldu ve var olmaya devam edecektir. Bu son el sıkma hareketinin tek olumlu yönü budur. Yani devlet öncelikle ve galiba bir kez daha makul yolla çözmeyi deniyor. Fakat, çözüm süreci tarzında bir yaklaşımı, içinde barındırdığı yanlışlardan aldığım dersler sebebiyle, artık şahsen desteklemiyorum. Bu süreç çözüm sürecindeki hataları barındırmaz inşallah demek istiyorum.

5. Kürt'lerin bir kısmı (pkk destekçisi ve ayrılıkçı olanları kastediyorum) zaten ABD ve Batının maşası durumunda, bir gün Rusya’dan , bir gün İsrail’den bir gün İran’dan medet umuyorlar. Tam bir ikiyüzlülük örneği ile kendisine her hakkı vermiş olan bizim ülkemize onlarla bir olup savaş açıyorlar.

6. Ülkemizin kuruluş aşamasında batı dünyası ile yapılan anlaşmalarda azınlık tanımlaması ve azınlık hakları meselesi sadece gayrı Müslim teba için oluşturuldu. Kürt kardeşlerimizin o tarihte bizim dilimizi tanıyın, eğitim hakkımız ayrı olsun, özerklik olsun vs. tarzında bir beklentisi ve talebi olmadığından yani Kürt kardeşlerimiz müslüman ve bizden olduğu için bu milletin asli unsuru sayıldı, yani herhangi bir Türk’ün bu vatanda ne kadar hakkı varsa onların her birinin de o kadar hakkı vardır ilkesi kabul edildi.

7. Bu güne kadar hiçbir Kürt sırf Kürt olduğu için engellenmemiştir. Varsa bir problem kişiseldir. Onlar da bizim gibi bu memlekette devlete ait her makama geldiler. Ör. Şu anki Cumhurbaşkanımız Allah korusun vefat etse Vekili Kürt’tür ve hiçbir Türk’ün buna itirazı yoktur. Dış İşleri bakanımız Kürt’tür. Paramız, maliyemiz bir Kürt’e emanettir. Gerek günümüzde gerekse geçmişte onlarca başka yetkili Kürt isimlerini sayabilirsiniz. Türk ne kadar hak sahibi olabilmişse ayrım gözetmeden Kürt’de o kadar hak sahibi olmuştur. Bu haklar sadece devlette değil özel sektörde de böyledir. Onlarda istedikleri gibi şirket kurup ticaret yapabildiler.

8. Her alanda her türlü hakka sahip olan Ülkemizdeki Kürt kardeşlerimizin, pkk destekçisi olan kısmının, kendilerinin bu vatanın asli unsuru olduğunun farkında olmaması ve kendilerini batıya kullandırması çok üzücü ve düşündürücüdür.

Buradan hareketle tarihten ders alarak şu sonuca ulaşıyorum.

II.Abdülhamit diyor ki "Hak edene hakkını verin isyan edenin başını kesin"

Fatih, Yavuz, Kanuni hepsi aynı metodu uyguladı, hak edene hakkını verdi isyan edenin de başını kesti ve o zaman dilimi için çözüm üretildi.

Maalesef, İnsanoğlu yenilendiği ve tarihten yeterince ders almadığı için benzer olaylar nüksedip duruyor.

Yazı yoluyla, insan arzu ettiklerini tam istediği gibi ve gönlünden geçtiği gibi anlatamadığından, niyetim tam ve açık olarak anlaşılamayabilir. Veya anlatmak istediğimi ifade etmekte zorlanmış, anlatamamış olabilirim.

Hülasa, bu süreçte İnşallah yanılırım, ama desteklediğim ilk çözüm sürecinde verdikleri cevabı vereceklerinden eminim. Bu sebeple yeniden insanımızı kaybetmemek için tekrar tekrar yapılan bu çabaların sonuncusunu her ne kadar bir devlet operasyonu olarak değerlendirsem de doğru bulmuyorum. Yine ihanet edeceklerine inandığım için doğru bulmuyorum. Yine uzattığımız ele kurşun sıkacaklarına inandığım için doğru bulmuyorum. Yine ABD ve Batı dünyasının piyonu olarak hareket edip ayrılıkçılığa devam edeceklerine inandığım için doğru bulmuyorum. İyi niyetli olduğunu düşündüğüm bu süreci tarihten aldığımı düşündüğüm dersler sebebiyle tasvip etmiyorum.

Sonucun yine ihanet ve ikiyüzlülük olacağına inandığım için doğru bulmuyorum. Fakat devletim ve milletim adına yanılmayı tercih ederim.

Salih ÇAKIROĞLU

22/10/2024 Salı