ÇILGIN PLANA İRAN DESTEĞİ GELİR Mİ?

İsveç Başbakanı NATO’ya üyelik başvuru yaptıklarını açıkladı.

Finlandiya’nın da eli kulağında...

Rusya’nın tehditleriyle ortaya çıkan tablo, Çin’in ekonomi ile dağıtacağı Batı Blokunu tekrar diri ve bir hâle getirdi.

Peki bunun ne kadarı ABD planı?

“Aaa kuşa bak!” diyerek dalı gösterenin aklındakilere şöyle bir bakalım.

Suriye’de iki seneye yakın bir zamandır süren bir denge var.

Türkiye, Rusya’nın gönlünü alarak PYD’yi Fırat’ın doğusuna gönderme planını uzun zamandır dile getiriyor.

PYD-PKK’nın DEAŞ’a karşı savaşma gündemiyle batıya yönelerek kurduğu, denizyolunu açıp bir otonom bölge meydana getirme hayali, Türkiye’nin 15 Temmuz sonrasında ortaya koyduğu irade ile yok edildi.

Bugün için kurulan dengenin merkezinde, ABD’nin DEAŞ ile mücadelede en büyük çabayı gösterdiğini belirttiği PYD’ye sağladığı koruma var.

Hâlbuki Sağır Sultan bile DEAŞ’a en büyük zayiatı Türkiye’nin verdirdiğini duydu.

Ama amaç tabii ki de terörle mücadele değil.

Bölgeyi dizayn çabalarının ardında, gücün tek devletin eline geçmesini önleme ve mümkün mertebe sınır ve etnik sorunlarla baş başa bırakılan bölge insanlarının arasındaki nifak tohumlarını artırma yaklaşımı var.

Biz bunu bir asır önceden çok iyi biliyoruz.

Lawrence’ın yaptıkları bir yana savaş sonrasında çizilen sınırlardaki incelikli hesapların toplumları nasıl da parçaladığı bugün için herkesin ortaklaştığı nadir konular arasında yer alıyor.

ABD’nin tüm dikkatini Çin’e verebilmek için Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı denge tahtasının bir ucu Ukrayna ile Doğu Avrupa’ya başka bir ucu da Pakistan ile Hindistan arasındaki denge politikaları ile Orta Asya’ya dayanıyor.

Önce Irak’ı parçalayarak İran’a müdahale alanı açan ABD’nin DEAŞ ile kademeli bir şekilde İran’ın “Şii Hilali” hayalini gerçekleştirmesine imkân vermesi tesadüf olabilir mi ki...

İran’ın saldığı Şii korkusu başta Suudi Arabistan olmak üzere tüm Arap devletlerinin kendi derdine düşerek Filistin’i unutmasına ve İsrail ile ortak payda olan İbrahim Peygambere atıfla kurulan İbrahim Anlaşması üzerinden yeni bir dönemin başlatmasına neden oldu.

İran korkusunun Filistin’i bile dışarda bırakması başarılı bir dış politika operasyonu olurken Türkiye’nin Filistin’den hiçbir zaman vazgeçmemesi karşısında ise Doğu Akdeniz’de ABD’nin Türkiye haricindeki tüm kıyıdaş ülkelerle yaptığı tatbikat ile baskı yapılmaya başlandı.

Reel politik dayatma Türkiye’yi İsrail ile yakınlaşacağı bir iklime soksa da Türkiye gemileri suya indirmiş değil.

ABD bölgede şimdi son oyununu oynamaya başladı.

YPG-PYD’nin Suriye’de SDG adıyla 80 bin tam teçhizatlı askerine ek olarak 200 bin milis gücünü hazır ettiği konuşuluyor.

IKBY’nin referandum girişimi sonrasında Türkiye, Irak ve İran’ın ortak harekatında bağımsızlık çabalarına destek veren PKK unsurlarının nasıl da dağıldığını hatırlayınca 300 bin değil isterse 1 milyonluk ordu kurulsun, fayda etmez.

ABD şemsiyesi gittiği anda tüm planları bozabilecek bir Türkiye gerçeği hem masada hem de sahada kendisini dayatıyor.

Buna rağmen bölgedeki ayak oyunları bitecek gibi değil.

IKBY referandumunda güya Türkiye ile saf tutan İran’ın daha sonra IKBY ile yaptığı işbirliği ve ekonomik pazarı ele geçirmesini hiç unutmamız gerekiyor.

Zira gelinen dönemeçte İran’ın ABD yaptırımlarına karşı Suriye’de otonom bir yapı kurulmasına cevaz verme ihtimali var.

Rusya’nın da Ukrayna ile savaşarak attığı adım bölgedeki kaosu daha da artıracağı gibi Türkiye ile İran arasındaki ilişkileri de sarsacaktır.

Ermenistan’ın Türkiye’ye yanaşması İran’ın bölgede yalnızlaşacağı korkusuna sarılmasına ve böyle çılgın bir plana meyletmesine neden olabilir.

Görünen krizlerin arkasında dönen dolaplar zihni sinir yaklaşımına muhtaç çözümlere ihtiyaç duyuyor.

İki dünya savaşından çok uzakta kalan ABD’nin savaşlarla birbirini kıran devletler sonrasında tek güç olarak kaldığı oyunu yüz yıl sonra işler bir plan olarak tekrar kurgulamak isteyen ABD’ye fırsat verilmemeli.

YORUM EKLE

banner81

banner16

banner20

banner22

banner21