Çevre bilinci çöp kutusundan başlar

Güzelliklerin gün yüzüne çıkarılmasının zorluğunu hepimiz biliriz. Yapılan güzellikleri yaşatmanın ve onları korumanın önemini galiba tam olarak bilemiyoruz.. Onca emek, bin bir meşakkate katlanılarak ortaya konan eserler, güzellikler değer ve kıymet bilmezlik sonucu heba olup gidiyor. Kaybeden yine toplumun kendisi oluyor.

Sık sık söyleyip durduğumuz, toplum olarak mustarip olduğumuz konudur çevrenin korunması, yapılan güzelliklerin yaşatılıp sonraki nesillere bozulmadan bırakılması meselesi. Köyde olsun, şehirde olsun yaşadığı çevrenin ve yerin ağırlığını ve önemini hissederek yaşamak durumundadır insan olan. Bin bir zahmetle, güçlükle, maddi ve manevi fedakârlıkla yapılan eserler yeri geldi kendini bilmezler tarafından heba edilebiliyor. Heba edilen her güzel iş ve eser toplumun bütününün kaybı olduğu için sebep olan da kaybetmiş oluyor. Çünkü aynı gemide olduğunu hatırlamalı, gemi batarsa herkes batacak düşüncesi akıllardan çıkarılmamalıdır.

Eskiden köylerimiz vardı büyükşehir olmadan önce. Sosyal ve kültürel hayatımızın en önemli bizi biz yapan değerlerinin yoğrulup olgunlaştırdığı yaşam alanımızdı köylerimiz. Şimdi adı ile birlikte işlevi de kayboldu. Büyükşehir kanunuyla  mahalleye dönüştürüldü köyler.  Gerçi gelinen nokta itibariyle ne köylü kalınılabildi ne de mahalleli olunulabildi. Çünkü mahalleli olmak bir nevi şehirleşmenin alt öğesi sayılıyor. Bu anlamda eskiden köylerde bazı hizmetler çok önemsenir ve manevi olarak da değer görürdü. Yol, su, elektrik, okul,  cami, köprü, değirmen gibi amme hizmetine taalluk eden bu yapılara ayrı bir değer verilirdi. Herkesin ortak malı sayılır, çoğunluk tarafından korunup, kollanırdı. Bunun nedeni sadece bu hizmetlere zor kavuşmaktan mı kaynaklanıyordu? Ya da herkesin maddi ve manevi olarak desteklediğinden mi kaynaklanıyordu? Hizmet alamamanın vermiş olduğu hizmet yoksunluğu muydu? Soruları artırmak düne dair kıymet bilirliği artırmak olur.

Peki, bugün neden yapılan hizmetlere gerçek değerini vermiyoruz? Onlara karşı özeni, onları korumak ve yarına bırakma noktasında eksiklik gösteriyoruz? Vicdani ve insani görev ve sorumluluklar noktasında çoğunluk ahkâm kesse de uygulama bakımından topyekûn sınıfı geçtiğimiz söylenemez.

Devletin kurumlarının imkân ve iş yapma kabiliyetleri arttıkça hizmetlerin çeşidi ve kalitesi de eşit oranda olmasa da belli oranda artıyor. Gönül istiyor ki fırsat ve imkânlar adaletli dağıtılsın. Dağıtılsa da her yerin alt yapı sorunlarının giderilmesi eşit olsa. (Gücü yeten, sesi gür çıkan, kamu kaynakların kendi bölgesine yakınına aktaryor. O, ayrı bir yazı konusudur. Bir gün ona döneriz inşallah). Bizim bugünkü konumuz yapılan hizmetlerin, güzelliklerin korunması, güçlendirilmesi geleceğe daha sağlıklı bırakılmasıdır.

 İnsanlığın ulaştığı tüketim canavarlığının sonunda çok büyük atık madde sorunu ortaya çıktı. Gelişmiş ülkeler atık madde sorununun farkına varmış; geliştirdikleri projelerle bu sorunu önemli derecede azaltma yoluna girmişler.  Gelişmekte olan ülke olarak bizler de atık maddelerin geri dönüştürülmesinde yeni yeni farkındalık kazanıyoruz. Bu işin en önemli tarafı “toplumsal bilinç” oluşmasıdır. Toplumsal bilincin oluşmadığı yerde bireysel çabalar bataklıkta sivrisinek avlamak gibidir. Tek tek sivrisinekleri ördürmekle meseleyi çözemezsiniz. Bataklığı kurutmak için toplumsal bilinç ve kamusal kararlılık gerekir. Konu ile ilgili Of Belediyesi son zamanlarda çok güzel bir projeyi hayata geçirdi. Atık maddelerin geri dönüştürülmesi için; kağıt, cam, plastik, yağ gibi atık maddeler  ilçe geneline konulan toplama kutularıyla toplanıp geri dönüşüme gönderiliyor. Böylece hem çevre kirliliğinin azaltılması hem de kaynakların verimli kullanılması amaçlanıyor. Halkımızın geri dönüşüme tabi kullandığı malzemelerini gerekli kutulara koyup bu seferberliğe katılmasını duyarlı vatandaşlar olarak bekliyoruz.

Son olarak mahallelerde yani eski köylerde  yaşanan sıkıntılara değinmek istiyorum. Yeni sistemin en güzel taraflarından birisi mahallelere çöp konteynerlerinin konup mahallelerdeki çöplerin belediye tarafından alınmasıdır. Bu sayede en azından ırmaklar, dereler çöplükten büyük oranda kurtarılmış oldu. Lakin eski alışkanlıklarını sürdüren, değişime “ayak direyen” bir kesim bu sefer çöp kutusuna konmayacak ne varsa getirip çöpü dolduruyor, etrafını yığıyor. Tarlasından çıkardığı otunu, banyosundan çıkardığı lavabo taşını, tuvalet taşını, halısını, kilimini çöp konteynerin etrafına koyarak içinden çıkılmaz bir duruma sebep oluyor. Çaylığından, tarlasından, bağından bahçesinden kopardığı otları yola atma sorumsuzluğundan ne zaman kurtulacağız? Yol ot mu yiyor ki ot, taş, toprak atıyorsun be kardeşim ! Her zaman diyorduk ya eğitim şart. Demek ki bu mantalitede olanlara vereceğimiz ilk eğitimlerden birisi de çöp eğitimi olacaktır.

Sınırlı olan kaynakların hızla tükendiği bir dünyada daha çok geri dönüşüme ve tasarrufa ihtiyacımız var. Yapılan güzellikleri korumak herkesin sorumluluğundadır. Hep birlikte onları koruyup, güzelliklerin devamına yardımcı olmalıyız. Engel olanı, bozanı, kamunun kaynaklarını israf edeni hep birlikte uyarmalı, tepki vermeliyiz. Bir kötülük karşısında susmak dilsiz şeytandır inancı ve anlayışıyla hareket edersek çoğu sorunumuzu halletmiş oluruz diye inanıyorum. Bilinçli insan olmak çevre hassasiyetine sahibi olmak demektir. Kanımca bu bilincin ilk adımı çöpün azaltılması ve çöp kutusunu etkin kullanmasını bilmek ve takipçisi olmaktır.

YORUM EKLE

banner81

banner16

banner20

banner22

banner21