banner80

Çay tarımdan sayılmıyor mu?

Daha neler gelecek insanlığın başına bilinmez. Belli olan bir şey varsa o da insanlık ve dünya hızlı bir şekilde kıyamete doğru yelken açmış gidiyor. Bir virüs dolaşıyor ki dünyada bu zamana kadar alışılagelmiş tüm yaşantıları, yaşam tarzlarını altüst etti. İnsanlık bu korku tünelini geçse de bu virüsün  insanlar üzerinde etkileri ölene kadar devam edeceğe benziyor. Çoğu insan belki virüsten ölmeyecek ama virüs korkusunu sürekli yaşayarak psikolojisi bozuk, asosyal bir hayatı idame ettirecek.


Ülke olarak Kovid19 salgınına karşı son derece önemli ve yerinde kararlar alındı. Alınan tedbirler ve uygulamalar karşısında dünya ülkemizi konuşuyor. Her ne kadar içimizdeki beyinsizlerin hoşuna gitmese de. Bu tedbirler sayesinde son günlerde vaka sayılarındaki azalma ve tedavideki önemli ilerlemeler inşallah bu salgını ülke olarak en kısa zamanda atlatırız. Her şeye rağmen hayat devam ediyor ve devam etmek zorundadır. Bu yolda devlet önemli adımlar atmış ülkede temel hizmet sektörü faaliyetlerini devam ettiriyor, çarklar yavaş da olsa dönüyor. Yaşanılan olaylardan da anlaşıldığına göre “TOPRAK ANA”  varlığını öyle hissettirdi ki onsuz olmayacağı bir kez daha  anlaşıldı. Yıllarca bize öğretilen Türkiye tarım bakımından kendine yetebilen bir ülkedir, anlayışını bu süreçte test etme imkanı bulacağız. Son yıllarda hazıra alışan, rahatına düşkün, tembel bir toplum meydana getirdik. Toprakları boş bıraktık, olanları da yarıcılara, gündelikçilerin insafına bırakarak toprakla aramıza mesafeler koyduk. Tarım alanlarına bina kurduk, sanayi tesisleri yaptık. Adeta toprağı küstürdük, tarıma sırtımızı döndük. Şimdi anladık ki toprak analığını yapacak. Yeter ki ona inanılsın, yeter ki ona sahip çıkılıp ekilip dikilsin.


Cumhurbaşkanı Erdoğan yaşanılan süreçten çıkışın ancak daha çok üretmekle olacağını tarım için bir karış toprağın bile boş bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak tarımı işaret etti. Bu direktifler doğrultusunda halkımızın büyük kısmım mesajı almış, ülkede bir “tarım seferberliğine” girişildi. İnşallah bu zor günleri ülke ve millet olarak daha çok üreterek aşacağız. Süreci iyi yönetebilirsek yeniden doğuş, kendine geliş, yeni bir kurtuluş sürecine gireceğimize inanıyorum. Tarım konusunda devlet her türlü desteği vermeye üretimi teşvik etmeye kararlı görünüyor. İyi niyetiyle birlikte bazı yanlış ve eksik uygulamaları da oluyor.

Ülkemizin önemli tarım ürünü, bölgemizin geçim kaynaklarının başında gelen kimilerinin “yeşil altın” dediği ÇAY bitkisinin de başı koronayla dertte. Malum çay sezonu yaklaşıyor. İşin doğası gereği çayla geçinen vatandaşlarımız planını yapmış, memleketlerine gelecekken devletin koronayla ilgili koymuş olduğu kurallar çerçevesinde yasaklar getirildi. Üreticilerin memleketlerine gelmesi, çaylarını kesmesi önünde büyük sorunlar oluştu. Uzun yıllar çayını Gürcüye kestirmeye alışmış bir üretici profili varken bu yıl Gürcülerin gelmeyecek olması, üreticilerin de memlekete dönemeyecek olması 1. sürgün çayın kesilmesinde bazı sıkıntılar oluşacak olması kaçınılmazdır.


Eskilerin tabiriyle bu senenin çayı sene kalmaz.. Zor da olsa bu süreci elbirliği ile atlatacağımıza inanıyorum. En azından devletin şu yanlıştan dönmesi gerekiyor. Ya da kararı revize etmesi gerekiyor. Örneğin çay cüzdanı olanlara izin verilmesi olmayanlara izin verilmemesi sonucunda koca bir yerde kadın bir yerde bölünmüş yapı çok da sağlıklı görünmüyor. Bilim Kurulunun bilgilerine sahip değiliz onun için nefsimize göre yorum yapmak da istemiyoruz. Ancak havaların soğuk gitmesi ile çay hasadı büyük ihtimalle bayramdan sonra başlar. Hiç olmazsa devlet her haneden belli sayıda üreticiye izin verip memleketlerinde karantinaya alabilir. Şuanda uygulanan kararlar için hâla kafalar karışık. Virüsün seyrine bakıp bu hafta da geçtikten sonra bölge için alınan kararlar gözden geçirilerek revize edilmesi gerektiğine inanıyorum.


Çay hasadı için en kötü senaryo ise bölge halkının İMC usulü bölge insanının çayı kesmesidir. Elbette burada fırsatsızlık yapılmamalıdır. Verilen emekler zayi olmamalı, karşılık bulmalıdır. Bu ana kadar milyonlarca lira Gürcülere gitmiş vatandaşımızın içi bile kanamamış. En azından bu para ülkemize kalacak olması ülke açısından iyi bir durumdur. Bundan 15-20 yıl önce Gürcüler yoktu. Bu çaylar kesiliyordu. Bu sene de çaylar kesilir kimsenin sıkıntısı olmasın. Yeter ki bu mikroptan en kısa sürede kurtulalım.
 

Biz çayı konuşurken arıcı ve sürü hayvanı olanların da dertleri yok değil. Bu konuda en büyük dertli olan kesimden biri de arıcılardır. Sektörde daha çok emekli olup bu işi yürütenler 65 yaş ve üzeri olan üreticiler 65 yaş ve üzerine getirilen sokağa çıkma yaşağı nedeniyle büyük mağduriyet yaşıyor. Arıcıların bu mevsimde arılarını taşıyamadıklarında sezonu kaçırmış olacaklar. Halbuki bu üreticiler daha çok kırsalda insanlardan uzak yerlere yerleşiyorlar. Bunlara kontrollü bir şekilde izin verilmelidir. Yoksa üretim seferberliği dediğimiz bir zamanda bu tür yasaklar toplum vicdanında çok da karşılık bulmuyor. Hepimiz elimizden gelen sabrı, çalışmayı, gayreti, üretim heyecanını sürdürürsek yarın inşallah daha iyi olacak. 

YORUM EKLE

banner15

banner16

banner20

banner19

banner22

banner21