Bu saldırılar bizi bölmeyi başaramayacak

Acının tarifini yapmak pek mümkün değildir. Acıyı anlatmak mümkün olmasa da acıyı hissetmek ve onun yansımalarını anlatmak biraz olsun mümkündür. Ateş düştüğü yeri yakar. Duyguların anlatımını ancak onu yaşayanlar en iyi ifade edebilir. Ölüm yaşadığımız gezegenden bütünüyle kopmaktır. Son günlerde ülkemizin dört bir yanından  gelen şehit cenazeleriyle yaşadığımız acıların tarifini yapmak mümkün çok zordur.

 

Terör, bir milletin hayatında ölümlere sebep olan en kalleş silahtır. Yıllarca ülkemizin önüne set çekmek isteyenlerin ellerindeki kullandıkları kart olmuştur terör. Ülkemizin maddi ve beşeri gücünü zayıflatan, onu gerçek gücünden uzaklaştıran, yeniden ihtişamlı hayatına dönmesine set olmuştur terör. Batı’dan ve Doğu’dan ülkemiz üzerinde emelleri olanların kullandıkları en kestirme yöntem olmuştur terör.

 

Hatadan dönmek en büyük erdemdir. Türkiye geçmişin hatalarından ders çıkararak kendi vatandaşlarıyla arasındaki sorunları gidermek için bir proje başlattı. Çözüm süreci diye bir kardeşlik süreci hayata geçirdi. Niyet olarak iyi, uygulama açısından bazı hatalar yapıldı bu projede. Yıllarca kendi vatandaşını düşman gören ve ona hep düşman gözüyle bakan devletle vatandaşları arasında onulmaz duvarlar örüldü. Aradan geçen zamandan sonra yapılan yanlıştan dönen devlet, ayağındaki prangaları kırmak adına Kürt vatandaşlarına vatandaşlık haklarını tevdi etti. Devlet vatandaş barışında millet derin bir nefes aldı. Bu sayede çıkılamayan yaylalara çıkıldı, yapılamayan şenlikler yapıldı, öğrenilemeyen diller öğrenildi. Bölgenin refah seviyesini yükseltmek için büyük yatırımlar yapıldı. Faili meçhuller önlendi, geçmişteki faili meçhuller için araştırma komisyonları kuruldu.  İnsan hakları alanında büyük gelişmeler sağlandı. Kısacası birinci sınıf vatandaşlık için yapılması gereken ne varsa yapıldı.

 

Tabi ki devlet bu süreçte temel bazı yanlışlar da yaptı. Bu yanlışların en önemlisi güvenlikten taviz vermesiydi. Örgütle halk arasında bir ayrım yapmadan herkese karşı elindeki silahı indirdi. Silahların bırakılmasını, silahların gömülmesini bekledi ama maalesef bu sağlanamadı. Üstelik devlet bu süreçte güvenlikten taviz verdiği için milli ruhundan taviz verdi algısı oluştu. Devletin gururu ve milletin onuru incindi. Gerçi hepsi artık analar ağlamasın içindi. Niyet güzel olabilirdi fakat niyete vardıracak eylemler de güzel olmak zorundaydı. Çözüm sürecini başından beri destekledik amacı itibariyle destekliyoruz. Yani milletin birlik ve beraberliğini sağlaması için daha güçlü millet, daha güçlü devletin sağlanması için bu yapılmalıydı. Ancak milli hassasiyetler göz ardı edilemezdi.

Teröristin silah bırakmasını beklerken devletin silah bırakması, güvenlikten taviz vermesi alanın boş olduğu hissiyle boş bırakılan alanlar PKK tarafından istismar edilerek dolduruldu. Üstelik  adeta alay edercesine.  Bir süre sonra  devlet yaptığı yanlışı anlayarak güvenlikçi tedbirler almak gerektiğini ve bundan taviz verilmeyeceğini yüksek sesle seslendirdi. Bunun için de yasal düzenlemeyle eskiye dönüldü. Muhalefet ise kanuni düzenlemeyi hükümet yaptığı için karşı çıktı. Sırf hükümete karşı olmak adına dönülen yanlışa bile destek olunmadı.  Bu saatten sonra her geçen süre hükümet kamu güvenliğinden taviz verilmeyeceğinin üstüne basa basa söyledi. Bunun  için Suruç saldırısı ve ardından evlerinde öldürülen iki polisin öldürülmesiyle gerekli fırsat doğarak devlet düğmeye bastı. Bunun anlık bir hareket olmadığı harekatın boyutundan ve kapsamından anlıyoruz.

 

Peki,” analar ağlamasın” diye başlatılan bir çözüm sürecinde şimdi geldiğimiz noktada anaların ağlaması bu yapılanların boşa mı gitti diyeceğiz? Yanlış yapılsa da buna vereceğimiz cevap hayırdır. Çünkü devlet olmanın gereği vatandaşına insanca yaşama koşullarını sağlamaktır. Vatandaşın elinden istismar aracı olabilecek haksızlıkları alabilmektir. Kürtler, dün yapılan haksızlıklar karşısında belki haklı sebeplerle devlete küsmüş olabilirler, yanlış işler yapabilirlerdi. Bugün geldiğimiz noktada ihmal edilen hakların verilmesi nedeniyle artık hiçbir haklı gerekçeleri kalmamıştır. Şimdi Kürtler ayağa kalkıp PKK’nın hain saldırılarına dur demeleri gerekir. Halk top yekûn sokaklara dökülüp örgütün hain saldırılarına dur demeleri gerekir.

 

 PKK’nın bu saldırılarının Kürtlerin geleceklerine ve özgürlüklerine zarar verdiğini görmeliler. Kürtlerin kaderinin ve mutluluklarının Türklerle birlikte yaşamakta olduğunu görmeliler. Yoksa bu savaş asla Kürtlere fayda getirmeyecektir.  Bugün düne göre askeri operasyonlar daha meşru ve toplumsal desteğe sahiptir. Çünkü devletin amacı daha özgür ve daha mutlu vatandaş oluşturmaktır. Artık doğunu batıdan farkı yok hatta doğu batıdan çok daha fazla hakka sahip diyebiliriz.

 

Terör örgütünün saldırıları ne Kürt’ e ne de Türk’e mutluluk getirir. Belki de istenen aynı ortak tarih ve inanca sahip olan bu milleti birbirine düşman etmektir. Düşmanlığı artırmanın yolu da daha fazla kan ve göz yaşına sebep olmaktır. Devletin kararlılığı karşısında örgüt üzerinden İş görenlerin desteğini alanların bu desteklerinin bittiğinde ne yapacaklarını iyi düşünmeliler. Bütün meselenin Türkiye’nin önünü kesmek olduğu gerçekliğinden hareketle diyoruz ki milletimizin önü kesilmeye çalışılacaktır ama asla önü kesilemeyecektir. Tarihi süreç bize bu milletin önünün kesilemeyeceğini söylüyor. Dünü yanlış okuyanlar yarına hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Milletimizin bu kutlu yürüyüşünde ihtiyacı olan tek şey milli birliğidir. Milli birlik sağlandığında zaten düşmanın beli kırıldı demektir. Son saldırılar tükenişin işaretleridir inşallah. Umudumuz ve inancımız o dur ki terör bu topraklarda asla bizi bölmeyi başaramayacaktır.