Bu kaçıncı yazı ?

Bir ateş düştü yine can evimize

Sanmayın bu dava kalır ikimize

Biz söz verdik şehitlerimize

Kalleşlere yenilmeyeceğimize.


Dağda başıboş itler dolaşır.

Kalleşçe Mehmedime saldırır.

Zannetmesin dağdaki itler

Bu vatandan bir çakıl alır.

     Bizde bu vatan aşkı onlarda bu kalleşlik olunca bunun sonu gelmez diye sanıyorlar. Bu topraklar öyle kolay kazanılmadığı için kimse bu milletten bir karış toprak söküp alamaz. Şayet öyle olsaydı bu mücadele çoktan bitmişti. Türk devlet geleneğinde toprak milletin malıdır bir karışı dahi verilemez. Bu konuda tarihi hafızamıza kazınılmış pek çok vaka vardır. İşte size bunlardan birkaçını aktarıyorum. Büyük Türk hükümdarı Oğuz Kağan Çinlilerle büyük mücadeleler vermiştir diğer Türk hükümdarları gibi. Devrin Çin hükümdarı elçiler göndererek Oğuz Kağan’dan atını istemiş. Bu istek toplanan kurultayda tartışılmış hükümdarın atının verilmemesine karar verilmişti. Ancak Oğuz Kağan; ‘’Atım benimdir ve benim için özel ve kıymetli bir hazinemdir. Onu verelim gitsin. Ben özel mülküm için milletimi tehlikeye atamam’’. demiş ve gelen elçiye hükümdarın atı verilerek gönderilmiş. Bir süre geçtikten sonra bu sefer Çinli elçi tekrar gelmiş bu sefer Oğuz kağan’dan eşini istemiş. Bu istek toplanan kurultayda tartışılmış. Çinlilerin isteği reddedilmiş. Bunun üzerine Oğuz Kağan ; ’’ Eşim benim için değerlidir, ancak eşim için milletimi tehlikeye atamam’’ diyerek eşini Çinli elçi ile göndermiştir. Çinliler bu fütursuzluğu, bu aymazlığı kendilerine kar bilmişler daha sonra gönderilen elçi ile bu sefer toprak talebinde bulunmuştur. Bunu tartışmak için toplanan mecliste bu sefer hükümdara mahçup olmamak için Çinlilerin talebi kabul edilmiştir. Oğuz Kağan söze girerek; Bundan önceki istekler benim özel hazinemden istenmişti. Onlar için milletimi tehlikeye atamazdım. Şimdi istenen milletin malı topraktır. Bunun için bir karışını veremeyiz. Bunu savaş sebebi sayarız’’ diyerek Çinlilerle savaşa girilmiş Çinliler perişan edilerek, hem atı hem eşi geri alınmak suretiyle hükümdarın haklılığı teyit edilmiş oldu. Yahudiler Osmanlı’nın son döneminde Sultan Abdülhamit’ten Filistin topraklarından Osmanlının ekonomik durumunu da göz önünde bulundurarak para ile toprak talep etmiştir. Sultan Hamit ‘’ Bu topraklar milletin olduğunu ancak kanla alınabileceğini’’ cevabını vermiştir.

     Şimdi karşımızda güya haklar mücadelesi için çıkmış bir örgüt var. Bunu Türkiye’ye gerek gizli gerekse aşikâre düşmanlıkların kullandığı bir örgüt olduğu son zamanlar da daha açıkça ortaya çıkmış durumdadır. Çözüm adına yapılanlar arttıkça, çözüme odaklandıkça dâhili ve harici güçler üzerimize üzerimize gelerek hata yapmamızı bekliyorlar.  Acımız çok büyük ancak bu oyuna da gelmemeliyiz. Birilerinin bu topraklarda at koşturmasına fırsat vermemeliyiz. Bu günlerde duygusallıktan uzak, olabildiği kadar soğukkanlı davranılmalıdır. Gerçi söylemesi kadar yapması da kolay olsa keşke.

     Devlet de oluşabilecek bütün zaafların önüne geçmek zorundadır. Bütün teknik imkânlar en üst seviyede ordunun eline verilmelidir.  Bu saldırıların olacağı yaklaşık 20 gündür devam eden operasyonlar ile belli idi. Bunun için bir zafiyet varsa bu behemehâl he ortaya konulmalıdır. Sorumlular kimse gerekli cezaları verilmelidir. Bu gibi saldırılar artarak devam edecektir. Devlet operasyonel bakımından en az hata ile en etkili bir şekilde davranmalıdır. Üstelik olayın gerçekleşmesi zamanına da dikkat etmemiz gerekiyor.

     Burada en son yapılması gereken şey topyekûn doğuyu gözden çıkarmak olacaktır. Hakları elinden alınmış, sapla samanı birbirinden ayrılmamış bir mücadele işi tekrar eskiye döndürmek olur. OHAL’in tekrar geri gelmesi demek bu işin sonsuza kadar böylece devam etmesi demektir.      

NOT:
Burada bahsi geçen kadın meselesi Oğuz Kağan'ın hizmetinde bulunan ve çok değer verdiği kadınlardan biri olarak düzeltilir. Ayrıca bu çeişitli kaynaklarda geçmektedir. Bu meseleyi sadece kadın boyutuna indirip olaya bu gözle bakmak olayı aslından uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Konu ile ilgili anektodu okulda iken öğrenmiştik. Şimdilerde ise bu yakınlarda okuduğum bir kitapta olay geçince bu haftaki yazıyı yazarken işin ehemmiyetini vurgulama adına bunu buraya aldım.Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermişsem kendi adıma özür dilerim. Fakat olayı kendi mecrasında değil de başka türlü bir gözle değerlendirirseniz bu yazı çok su kaldırır. O zaman da niyetler sorgulanır. Biz tarihimizin bir ve bütün olarak değerli olduğuna ve sahip çıkılması gerektiğine inanan kimseleriz. Unutulmamalıdır ki  milletlerin tarihi doğru okunduğunda o milleti karanlıktan aydınlığa çıkarır. 

Bakınız; Yağmur Sinan, Tarihimi Çok Seviyorum, Bahar yayınevi, İstanbul, 2010