Biraz sabredebilsek…

Ülkemizi etkisi altına alan kar yağışı geçen hafta da etkisini bölgemizde gösterdi. 6 Ocak Salı günü özellikle iç bölgeleri etkisi altına alan fırtınanın ardından Çarşamba günü akşam saatlerinde başlayan kar yağışı, Perşembe günü aralıksız devam etti.

 

Fırtına nedeniyle çok sayıda evin, okulun ve Caminin çatısı uçtu. Elektrik hatları hasar gördü. Çok sayıda mahalle geceyi karanlıkta geçirdi.

 

Teknolojik imkanlar artık o kadar fazla ki, adeta saati saatine ne zaman ne olacağı hesaplanıyor. Nerdeyse karın yağmaya başlayacağı saat bile 5 gün önceden tahmin ediliyor.

 

Televizyonlarda kar haberlerini izleyen 6 yaşındaki kızım bile Pazartesi günü eline telefonu alınca “Baba Perşembe günü kar yağacak, kartopu oynayacağız” diyerek hazırlıklara başladı.

 

Bu kadar saati saatine yapılan tahminler varken hemen hemen hepimizin bu kara hazırlıksız yakalanması neyle izah edilebilir ki…

 

Bir saatlik su kesintisinde evinde bir bidon su bulundurmayandan tutun da, sobasında yakacağı bir torba kömürü, bir çuval odunu, kilerinde bir-iki günlük erzağı olamayan çok sayıda vatandaş hazırlıksız yakalandı kara kışa…

 

Sadece bunlar mı?...

Değil elbette…

 

İnsanlarımız da, kurumlarımız da hazırlıksız yakalandı kara kışa maalesef… Büyükşehir belediyemiz bir gün önceden araç ve ekipmanları ile kışa hazır olduğunu duyurdu ama yoğun kar yağışı planları alt üst etti.

 

Of Belediye Başkanımız Salim Salih Sarıalioğlu da Fen İşleri ekipleri ile hafta başında toplantısını yaptı ve ekiplere gerekli talimatları verdi. Ekipler de planlarını yaptı. Ancak hiçbir zaman planlandığı gibi gitmiyor işler.

 

Kar yağışı devam ederken açılan yollar yeniden ulaşıma kapanınca yapılan çalışma boşa gitti. Aynı yollar bir kez daha açıldı. Planlama doğrultusunda gidiyorsunuz ancak her mahalleden bir hasta haberi geliyor. Allah şifa versin ama o kadar çok hasta ihbarı geliyor ki inandırıcılığı kalmıyor neredeyse.

 

Tüm ihbarlara şüpheyle yaklaşılıyor. Mahalle sakinleri muhtarlara yüklenince muhtarlar da soluğu belediyede alıyor. Sıralamada öne geçmeye çalışıyor. Ama işler birbirine karışıyor. Aslında biraz sabırlı olabilsek işler o kadar kolay ve sorunsuz hallolacak ki…

 

Kimse iki adım yürümek istemiyor. Kimse 5 dakika karanlıkta kalmak istemiyor. Ama kimse de üzerine düşen görevi yerine getirmiyor. Araçlarımızı cadde ve sokaklara gelişigüzel park ettiğimiz için araç ve iş makineleri cadde ve sokaklarda temizlik yapamıyor. Bunu göremiyoruz, sonra da dönüp buralar neden temizlenmedi diye serzenişte bulunuyoruz.

 

Esnafımız dükkanının kapısının önünü de belediyenin gelip açmasını bekliyor. Belediyenin 100 tane çalışanı olsa bir günde Atatürk Bulvarı’ndaki dükkanların önünü açmaya yetiştiremez.

 

Elbette Belediyelerimiz ve kurumlarımız işlerini dört dörtlük yapamıyor. Ama insani olarak bizlere de sorumluluk düşüyor, bizlere de görevler düşüyor…

 

Biraz sabretmeyi öğrenebilsek, biraz olayları olduğu gibi kabul edebilsek aslında daha huzurlu ve mutlu olacağız…

 

Düşünüyorum da yılın büyük bir bölümünü karla geçiren doğuda yaşasaydık ne yapacaktık…