Başörtüsü her şeyi halleder mi?

Başlamadan önce başlığa bakıp içeriğe bakmadan yargılayanlar olacağını tahmin ede ede yazıya başlıyorum. İçeriğe bakmadan yapılacak yorumlar iyi niyetten ve bilgiden uzak olacağı için gelecek eleştiriler canımızı da sıkmayacaktır. Biz kendimizi biliyoruz. Çünkü biliyor ve inanıyoruz ki başörtüsü Allah’ın emridir, başörtüsü bir dini vecibedir Müslüman kadın için.

 

Toplum yaşanılan hayatın aynasıdır. Topluma baktığımızda aslında gördüğümüz ve göreceğimiz şey bizleriz. Onun için gördüklerimiz canımızı sıksa da gördüklerimizi inkar edemeyiz. Uğrunda nice mücadelelerin verildiği, nice canların yandığı, ocakların söndüğü ve bir devrin imtihanı olan bir konudan bahsediyoruz. Özgürlükler mücadelesinde garip kalan ve dini bir alandan siyasi alana çekilen bir mücadelenin adı oldu ülkemizde Başörtüsü Meselesi.  Dini alanda kalmayı başarabilseydi belki de aşağıda sözünü ettiğimiz sorunlardan bahsetmeyecektik.

 

Kısa bir siyasi geçmişine baktığımızda ülkenin adeta özgürlük mücadelesi haline getirilmiş başörtüsü meselesi. Bu mücadelede iki taraf da kaybetti bence. Ülkede kurucu iktidara sahip ve ülkenin yegane sahibi olduğunu iddia edenler bu meseleyle ölüm kalım meselesiymiş gibi mücadele ettiler. Tıpkı bir varlık meselesi olarak gördüler meseleyi. Dini taleplerle ortaya çıkanlara katı ve en sert tepkiyi gösterdiler. Bu düşünceleri nedeniyle kaybetmek demek iktidarı kaybetmek ile eş değer sayıldı. Öte taraftan çok masum bir inanç meselesi olarak savunanların yaptıkları ise bütün enerjilerini bir alana harcayarak diğer alanlara açılma ve yayılma olanaklarını yeterince kullanamadılar. Geldiğimiz noktada iki tarafta kaybetti. Kazandığını zannedenler de kaybetti. Evet, artık başörtüsü bir özgürlük olarak serbest hale getirildi. Ancak başörtüsü ahlakını kaybetti, kaybettirildi. O maneviyattan ve inançtan yoksun bir başörtüsü algısıyla ne kadar dindar olunabildiği tartışılıyor. Yaşanılana ister dönüşüm deyin, ister evrim deyin arkadan gelecek ve onun uğrunda mücadele edilen nesil için başörtüsü bir modernleşmenin aracı olarak görülüyor. Hem başörtüsünü takacak hem de seküler alandaki yaşam tarzına bürünen bir yapı oluştu. Dünyalık arzularda hem cinslerine fark atar pozisyona gelinmiş.

 

Dün, bir inanç ve insan hakkı mücadelesinin sembolüydü başörtüsü. Onunla yapılan mücadelede daha dindar ve daha bilinçli bir Müslüman karşı duruşu sergileniyordu.  Tıpkı savaş meydanlarında cephede kazanılan her alan daha azimli ve daha şuurlu bir insan grubuyla karşılaşıyorduk. İnançların üstüne değil de simgelerin üstüne geldiklerini söyleyenlere inat bu mücadele daha gayretle devam ettiriliyordu. İnançlarıyla hayatın her alanında olan kişiler taleplerinin inkıtaya uğramalarıyla büyük moral bozukluğu yaşadılar, fakat yenilgiyi kabul etmediler, yılmadılar.  Cephede bu mücadele verilirken cephe gerisinde yeni gelen nesil ise bu mücadeleden bihaber yaşayıp bu değerlere yabancılaşmış olarak karşımıza çıktı.

 

Annesi, babaannesi, anneannesi, başörtüsünü önemli görürke, en azından başörtüsüzlüğü  ayıp ve günah görüyordu. Şimdi onların evlatları için böyle bir anlayış çok uzaklarda kaldı. Şuan geldiğimiz noktada özgürlükler noktasında Türkiye gelinebilecek en güzel noktaya gelmiş denilebilir. Dünkü talepleri bugün yaşayanlar bugünkü değersizlikten yarın talepte bulunmayacak yığınlar yetiştirdi.

 

Özgürlük ve inanç meselesi olan başörtüsü meselesi  her geçen zaman zarfında  geleneksel bir giyim tarzı haline dönüştürülmüş durumdadır.  Sanki başörtüsü takılınca bütün dini problemler hallolacak diye son dönemde gördüklerimiz bir komediyi andırıyor. Kafasındaki örtü diğer alanlara hiç uğramamış insanlar görünce değişik yorumlar yapılabiliyor. Yani benden başımı örtmemi istediniz alın size başörtüsü işte. Yani onun bir inanç ve yaşam biçimi olduğunu anlatmamışsanız, yaşatmamışsınız,  konu komşu ne der sorularından kurtulmak için gösterdiğiniz gayretiniz başı örtmeye yetti. Ondan sonrası yok. Ondan sonrası ise güncel yaşamın buyurdukları geçerli oluveriyor gençlerin hayatında. Kendimizi kandırmışız da haberimiz yokmuş. Kafamızı kuma gömerek bizi kimse görmeyecekmiş  gibi davranarak  gene kendimizi kandırmaktan başka bir şey yapmamış olduk.

 

Çanakkale’de gösterdiğimiz mücadele ile bütün geleceğimizi şehit verdik.  Zafer kazandık ama zaferin sonunda ülkeyi ayağa kaldıracak nesli de yitirmiş olduk. Şimdi bugün durumumuz biraz da buna benziyor. Çok şükür yıllarca verilen özgürlük ve inanç mücadelesi kazanıldı. Hangi kurum olursa olsun isteyen inancı gereği başörtüsünü takabiliyor. Bu Türkiye’nin dününe baktığımızda çok önemli gelişmedir. Bunu sağlayanlardan Allah razı olsun. Mesele o değil. Türkiye’de 28 Şubat süreciyle  sekiz yıllık kesintisiz eğitim sayesinde  on beş yaşına kadar kız çocuklarını okullarda tutarak inançlardan ve kültürden yoksun bir nesil yetişmesini seyrettik. Artık değil başörtüsü takmak, onun sözünü etmek bile o yaş grubundaki gençler için çatışmalara neden oluyor. Birilerinin siyasi hayatı bitti ama bizimde neslimizin önemli bir kısmında değerler hanesinde önemli kayıplar verildi.  Bunun zararlarını şimdi daha yeni yeni görmeye başladık. Gittikçe katmerlenerek bu olumsuzlukları göreceğiz.

 

Demek ki mesele  başlı başına baş örtüsü takmak değilmiş. Başörtüsünün değerlerini taşımayan zoraki başörtüsü takanların kendilerine ve temsil ettikleri camiaya büyük zararlar veriyorlar. Anlamını bilmediğimiz kelimeler gibi değerini bilmediğimiz giyim tarzları kişiye ve topluma fayda vermez. Gayesiz ve ne olduğunu bilmeden yalın bir şekilde takılan başörtüsünün kime faydası olabilir ki? Amacına uygun, içeriğine uygun bir örtünme her türlü kötülükten alıkoyar. Yoksa görüntü insanı kurtarmaz.