Dünün mücadelesi bugünün zaferini getirmişse bugünün ataleti de yarının mağlubiyetini getirecektir. Hayat hiçbir insana ve topluma başarıyı altın tepside sunmamıştır ve sunmayacaktır. Toplum olarak baş döndürücü bir değişim süreci yaşıyoruz. Bilinçsiz ve karaktersiz değişimlerin dönemsel etkileri olur. Temelsiz değişim ve dönüşümü yaşayanların karşılaşacakları son hüsrandan başka ne olabilir ki? Türkiye'de toplumsal olarak 1990’lı yıllarda verilen toplumsal mücadele sonucunda bugünkü yaşadıkları göreceli bir sosyal rahata ermiş durumda. Unutulmamalıdır ki bu zemindeki mücadelenin zafer sarhoşluğuna kapılıp kendinden geçenlerin yarın adı bile okunmayacaktır.
Müslüman mahallesinde miyiz yoksa mahallenin Müslümanlarından mıyız bilemiyoruz çoğu zaman? Dün bu beldede inançlarını ideal edinen, onunla insanlığın kurtuluşu için çareler aranıyordu. Gece gündüz demeden çalışan; inançlı, idealist ve büyük ülke hayaliyle didinip duran insanların yerinde bugün eser kalmamış. Sanki bugün yaşanan ferahlık dünün fedakarlığının ilahi bir lutfuymuş. Dün tüm iyi niyet ve samimiyetle çalışıp, sahip olunamayan haklar için mücadele veren insanların bugünkü gördükleri tablo karşısında elde kalan büyük hayal kırıklıklarından başka bir şey değildir.
Tarihi arka plana baktığımızda Türklerin Müslüman olduktan sonraki yükselişi İslam hizmet ettikleri nispette artarak devam etmiştir. İslam ve Müslümanlara yapılan yardıma karşılık Allah'ın yardım ve övgüsüne mazhar olmuşlardır ecdadımız. Üstelik Allah kendi dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaad ediyor. Dindarlık ve modernlik Türk toplumunda zaman zaman birlikte yürüyen unsurlardır. Dindarlık arttıkça modernlik geride kalıyor. Modernlik artıkça da dindarlık geriliyor diye gördüğümüz değişimi yaşıyor Türkiye. Bizim en temel sorunumuz belki de dindarlıkla moderniteyi birlikte yürütemeyişimizdir.
Bugün kü toplumda her başörtülü dindardır algısı oluşmuş. Buna bakarak bugün sokaklara bakarak göreceli de olsa bir "dindar görünümlü" bir patlama yaşanıyor. Bu, bir çeşit Müslüman Türk vatandaşın modernliğe yaklaşımını gösteriyor. Dünün kendini hakir gören, seküler toplum yapısına entegre olmak isteyen dindar ailelerin çocukları nasıl "modernlik adına" nasıl dindarlıktan uzaklaşmak için başını açıyorsa bugün bir kesim de bunun tam tersi yaparak kendini topluma kabul ettirmeye çalışıyor. Bugün başını örtmek pirim yaptığı için toplumun her kesiminden insan artık baş örtüsü takabliyor. Hatta toplumun bir kesimi için artık başörtüsü bir inanç meselesi değil günün modası haline gelmiş durumda. Artık ünlüler de çok rahat bir şekilde kafalarına "başörtüsü" aksesuarını takmaktan çekinmiyor.
Burada başörtüsüne ve gerçek anlamda başını örtmenin bir inanç gereği olarak örtenlre sözümüz yok. Onlar Allahın emri olduğu için taktıkları örtünün mükafatını Allah'tan zaten alacaklar. Dün başörtüsü bir inanç, bir onur ve dini kimlik sorunu iken bugün bir tarz halini almış durumdadır. Tesettürün amacı dışarıdan gelen bütün kötülüklere set olmakken bügün başörtüsü bütün kötülükleri davete eden duruma getirilmişse bu bir inanç kırılması ve bir ideal kaybolması değil de nedir?. Bu nasıl örtünmedir ki yukarıdan kapanıp aşağıdan açılmak gibi bir tezat yaşatıyor takana.
Allah değerlerinizi örterek saklayın, onları sakının derken bugün o değerleri pejmurde bir meta gibi örtülerle saçılıyor. Dindarlığı başın örtünmesine kadar indirgeyince böyle olunuyormuş. Dikkat edilmesi gereken şey örtünmenin kötülüklere set oluşturmasıdır. Kötülükleri davet ediyorsa bu Allah'ın istediği örtünme değildir. Bizim kimsenin örtüsüyle, örtünmesiyle işimiz yoktur. Ancak karşı çıktığımız Allah'ın emrettiği bir emri Allah'ın emretmediği bir kılığa büründürmek yaparak adeta Allah'ın hakkını gasbetmeyedir. Dileyen inanır, dileyen inanmaz. Ama İnanmış görünüp inanmamak olmaz.