Akrabalarımız

“Rızkının çoğalmasını, ömrünün uzamasını
isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin.”
 
Akrabalığın rahim kelimesiyle ifade edilmesi insanoğlunun bir anadan gelmesiyle yakından alâkalıdır. Yani birbirine akraba olan kimseler, bu akrabalığın nereden başladığını, kaç nesildir devam ettiğini öğrenmek için bir araştırma yapsalar, sonunda onun aynı rahimde nihayete erdiğini görürler. Bir başka ifadeyle rahim, akrabalığı sağlayan şeydir. Ayrıca rahim Allah'ın Rahman ve Rahîm isimleriyle aynı kökten türeyen bir kelimedir.
 
Dinimizde insanlar arası ilişkilere ihtimam gösterildiği gibi bilhassa anne babanın ve yakınlardan başlayarak akrabaların ziyaret edilmesi ve her türlü desteğin verilmesi son derece önemli bir prensiptir.  Bir ayet-i kerimede "önce Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak ardından ana babaya ve akrabaya iyilik yapmak” emredilirken (en-Nisâ 4/36) bir başka ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ey insanlar! ... Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde gözetleyicidir.” (en-Nisâ 4/1)
 
Resul-i Ekrem (sav) de “Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimse akrabasına iyilik etsin.” buyurmuş, (Buhârî, Edeb, 85) İslâm'la ilk muhatap olan birçok kimseye de benzer anlamda emir ve tavsiyelerde bulunmuştur.
 
Akrabalarını ziyaret ettiği hâlde onlardan olumlu muamele görmeyenlerin dahi ilişkilerini kesmemeleri gerekir. Bununla birlikte, yakınları tarafından kendilerine alâka gösterilen kişilerin karşılık vermemeleri durumunda onların büyük bir mesuliyet içinde olduğu unutulmamalıdır. Nitekim Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre bir adam: - Ya Resûlullâh! Benim akrabam var. Ben kendilerini ziyaret ediyorum, onlar bana gelip gitmiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara anlayışlı davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar, dedi.
 
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu: “- Eğer dediğin gibi isen, akrabana sıcak kül yediriyor gibisin. Şayet bu şekilde davranmaya devam edersen, onlara karşı senin yanında Allah Teâlâ'nın görevlendireceği bir yardımcı dâimâ bulunacaktır.” (Müslim, Birr, 22)
 
Akrabalık ilişkilerinin nasıl sağlanacağı hususu kişilerin konumlarına göre değişir. Mesela yakınlara karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, selâmlaşmak, hâl hatır sormak, ziyaret etmek, mektuplaşmak, elden geldiği kadar onların sevinçlerine ve hüzünlerine ortak olmak, hediyeleşmek, ikramda bulunmak ve gerektiğinde maddî destek sağlamak iyi ilişkilerin bir gereğidir.
 
Emir ve tavsiyeleriyle sıla-i rahimin önemine vurgu yapan Peygamberimiz (sav) aynı zamanda kendi hayatında, uzak yakın demeden bütün akrabalarıyla irtibatını sürdürmüştür. Bilindiği gibi Resûl-i Ekrem (sav)  kendisi dünyaya gelmeden evvel babasını, altı yaşında iken de annesini kaybetmişti. Dolayısıyla o, önce dedesi daha sonra da amcası Ebû Talip’in yanında büyümüş, bu esnada amcasının eşi Fatima Hanım, Efendimize kendi çocuğu gibi bakmış, bazen çocuklarından bile üstün tutmuştur. Müslüman olup Medine'ye hicret eden bu hanım sahabi vefat ettiğinde Resûlullâh sav)  çok üzülmüş ve “Annem öldü.” demiştir. Ayrıca onu kendi gömleği ile kefenletmiş, hatta kabre konulmadan önce bir müddet kabrine uzanıp yatmıştır.
 
Hz. Peygamber'in sünnetinde, her halükarda uzak veya yakın akrabaya değer verilmesi, akrabalık bağının korunup yaşatılması teşvik ve telkin edilmektedir. Ne acıdır ki bizler bugün iki göbek sonraki akrabamızı unutmuş durumdayız. Bilhassa şehirlere doğru yaklaştıkça akraba ilişkilerinin zayıfladığını, hatta kaybolma noktasına geldiğini görmekteyiz. Bunun en önemli sebebi, modern dünyanın bizlere sunduğu hayat tarzının sonucu kendi değerlerimizden uzaklaşmamızdır. Hâlbuki bizim kültürümüzde akrabalar insanın ilk tanıdığı, sevdiği, insanî münasebetlerini geliştirdiği, şirin ve sıcak bakışlardan oluşan çevresidir. Bu çevreyi oluşturan bağlar ise tespih tanelerini bir araya getiren ipliğe benzerler. Söz konusu ipliği koparmak uygun olmadığı gibi kuvvetlendirmek de müslümanlığımızın gereğidir.