Adalet İnsanlığın Temelidir

Hakkın yerini bulması diye tanımlayabileceğimiz adalet yüce Rabbimizin sıfatlarından biridir. Âdil olan Allah (c.c) bizlere de adaletli olmamızı emretmekte ve Peygamber Efendimizin ifade ettiğine göre “Ey kullarım ben zulmü kendime haram kıldım siz de birbirlerinize zulmetmeyin” buyurmaktadır. Sevgili peygamberimiz (s.a.v) de bir hadisi şeriflerinde: “Aile fertlerine ve idaresi altında bulunanlara adaletli davrananlar Allah katında nurdan minberler üzerine oturacaklardır” buyurarak, adaletin manevi mertebesini bildirmektedir.
 
Gerçekten adalet, hem devletin, hem toplumun hem de bireyin vazgeçilmezidir. Vatandaşlarına adalet dağıtamayan bir yönetici, aile bireylerine karşı hakkaniyeti tesis edemeyen bir ebeveyn, etrafındakilere karşı adil olmayan bir birey ne kadar iyi ve hoşgörülü olursa olsun adalet duygu-sunu içerisinde taşımadığı için bir değer ifade etmeyecektir.
 
Yine Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah adalet kavramı üzerinde önemle durmuş, insanlara adaletin, doğruluğun ve hakkın yerine getirilmesi konusunda büyük görevler yüklemiştir. Bu çerçevede aşağıda ayrıntılı olarak belirtilecek olan ayetlerde genel olarak; insanlar arasında hükmederken adil olmak, şahitlik yaparken doğru olmak, emaneti ehline teslim ederken dürüst olmak  gibi davranışlar biz insanlara önemli bir görev olarak belirtilmiştir.
 
Bizler çoğu zaman adaleti başkasından bekler, haklarımıza saygı gösterilmesini isteriz. Ancak unutmayalım ki aynı davranışı başkaları da bizden beklemektedir. Sevgili peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde “Kendiniz için istediğinizi din kardeşimiz için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız buyurmaktadır. Bu hadis-i şerif; kendimize, ana babamıza, eşimize, çocuklarımıza, akrabalarımıza, komşularımıza, işçimize, işyerimize ve tüm insanlığa karşı adil olmamızı istemekte ve bizlere vicdani görevler yüklemektedir.
 
Adaletin tecellisinde bilgi ve belgelerin doğruluğunun yanında şahitlerin dürüstlüğü de çok önemlidir. Kişi bu kutsal görevi eda ederken aleyhine bile olsa dürüst olmalı, haktan ayrılmamalıdır. Yüce Rabbimiz bir ayeti kerimede: “Ey iman edenler, adaleti titizlikle ayakta tutun, kendinizin, ana, baba veya akrabalarınızın aleyhinde de olsa Allah için adaletle şahitlik eden kişiler olun” buyurarak her hal-ü kârda dürüst olmamızı emretmektedir. Sevgili peygamberimiz (s.a.v) de: “Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?’’ diyerek başladığı sözünü üç defa: “Yalancı şahitlik” buyurarak adaleti yanıltmanın ağır vebaline vurgu yapmaktadır.
 
Karar verme mevkiinde olanları yanıltarak elde edeceğimiz hiçbir zahiri hak helal olmaz. Elde edilen şey bir hak değil ateşten bir parça olur. Allah Rasulu (s.a.v) buna işaret ederek şöyle buyuruyor: “Ben de bir beşerim. Sizler davalarınızı bana getiriyorsunuz. Belki biriniz davasını diğerinden daha iyi savunur. Ben de dinlediğime göre hüküm veririm. Kime din kardeşinin hakkını vermişsem bilsin ki ona ateşten bir parçavermişimdir.’’
 
Hepimiz mahkeme-i Kübra yolcusuyuz. Haklar asıl orada sahibini bulacak, mutlak adalet orada tecelli edecek, kimse haksızlığa uğramayacaktır. Buna iman eden her insan dünyada hakka-hukuka riayet etmeli mahşer günü hesabını veremeyeceği işlerden uzak durmalıdır.