17 Aralık algı zehirlenmesidir

Bir bomba düştü, düşürüldü içimize. Nereden geldiğini anlayamadık. Ruhlarında ölümler yaşayanlarımız oldu, gönlünde parçalananlarımız oldu. Yaralananlarımız oldu. Hatta kötürüm derecesinde kaybedenlerimiz oldu. Hepsinden öte gönül bağımızın kardeşlik bağı koptu, koparıldı. Kim kazandı diye soranlara; ‘’Biz kaybettik.’’ diyorum.

 

Peşinen şunu söylemek gerekir ki yolsuzluk, milletin malını yemek, tüyü bitmemiş yetim ve öksüzün hakkını yiyenlere karşı olmak her namuslu insanın ve Müslüman’ın başlıca görevidir, görevi olmalıdır. 17 Aralık 2013 tarihi Türk siyasi tarihi açısından ileride sürekli atıfta bulunulacak bir tarih olacaktır. Bu tarihin en önemli yanı algısal kurgu oluşturmak ya da  ‘’Algı Savaşları’’ meydana çıkarmaktır. Olayın aktörleri öncelikli olarak yolsuzlukla toplumsal meşruiyet kazanmayı hedefleyerek toplumsal algı oluşturmayı amaç edinmişe benziyor. Çünkü biliyorlar ki halkın en hassas olduğu konudur yolsuzluk. Hani cambaza bak misali. Cambaza bakarsın arkadan birileri malı götürür. Halk yolsuzluk olayıyla ilgilensin arkadan istenilen şeyler yapılsın. İşin asıl görülmesi gereken yanı ise Türkiye’nin burada gerçekten karşı karşıya kaldığı siyasi komplodur. Bunu görmeden bu resmi doğru okuyamayız.

 

Birbirinden ayrı üç dosya amaç birliği dinmişçesine birlikte ele alınıyorsa bu işten şüphelenmemek mümkün değildir. Baştan şunu söylemek gerekir ki kaynağı meşru olmayanın amacı meşru olması mümkün olsa da kendisi muteber değildir. Yani haramla kazanılmış bir maldan hayırlı iş ummak olmaz. Her Müslüman bilir ki haram kazançtan yaptığın tasadduktan fayda umulmaz. Bu Anlayışı  da işin içine katarak düşünmeye çalışıyorum bu operasyonları.  Halkbank Genel Müdürünün İmam Hatip Lisesi ve özel üniversitesi için bağış parası olarak evinde bulunan paralarla suçüstü yapılması sanki kurulmuş bir senaryoyu andırıyor. Paraların teslim alınması üzerine aradan 24 saat geçmeden baskın yapılması bu işin senaryonun bir parçası olduğu kuşkularını artırıyor. Halkbank’ın büyümesi ve uluslararası arenada boy göstermesi gerek İran üzerinden yapılan ticarette yetkili olması gerekse Irakla yapılan petrol anlaşmaları ile ticari kanalda kullanılacak banka olması dış uzantılı çevreleri rahatsız etmişe benziyor. Benzemekle yetmez gelinen nokta bizi haklı oraya doğru taşıyor. Halkbank Genel müdürünü ‘’suçüstü’’ yaptık ya ülkemize neler kazandırdık bakın hele. Bunun üzerine fırsat kollayanlar şimdi Irakla yapılan petrol anlaşmasının para akışını Halkbank ile değil ABD merkezli fonlarla yapılmasını ne ile açıklayacağız? İşin gerçek amacı Türkiye’nin büyüyen bu ekonomik hamleleri olduğu herkesçe malum oldu artık. Halkbank genel müdürünün suçlanarak koskoca dış ticaretimizde önemli konuma sahip olan Halkbank itibarsızlaştırıldı. Önemli olan bu algının oluşturulmasıydı zaten bu da oldu. Pireyi öldürmek için değil yorganı hatta  bütün evi yakmayı göze alan zihniyet var karşımızda.

 

Suçlular cezalandırılmalı sonuna kadar evet. Fakat adeta nokta atış yapar gibi belli kurumların seçilmesini asla tesadüf olarak görmüyoruz.  İçişleri Bakanlığının seçilmesi bilinen bir amaca tekabül ediyor. Çözüm Süreci’nin sekteye uğratılması tekrar eskiye dönülmesi anlamına geliyor bu süreç. Çözüm süreci iç bütünlüğümüzün yapılandırılması adına son drece kritik bir dönemde seyrederken böyle bir girişim bir taşla çok kuş vurmak anlamına geliyor. Emniyet ve yargı bir yerlerden işaret almışçasına senkronize hareket etmesi halkın da dikkatinden kaçmıyor olsa da algısal hipnoz insanların zihnini bulandırıyor.

 

Ekonomi Bakanlığı ülkedeki ekonomik harekatta gelinen nokta itibariyle çok ileriye gitmiştir. Son günlerde Irak’la yapılan petrol antlaşması ile elde edilecek kazançla ekonomik dengeler olumlu yönde iyileşecektir. Türkiye ve bölge üzerinde emelleri olanlar bu değişim ve dönüşümden çok rahatsızlar. Ekonomik refah arttıkça demokrasi, insan hakları ve kalkınma da artacaktır. İstikrar yağmur gibidir her şeye hayat verir. İstikrarsızlık ise çöl gibidir her şeyi kurutur.

 

Çevre Şehircilik Bakanlığı hepimizin malumudur ki Türkiye’yi yeniden inşa etmeye başladı.  Kentsel dönüşümde hem ülke yapı güvenliğine kavuşacak hem de ekonominin çarkları durmadan dönecek. İnşaat sektörü demek bütün sektörlerin işin içinde olması demektir. Çalışan çarklar demek huzur ve sükûn demektir. Üstelik bu işin içinde işi bilen ama siyaseti aynı ustalıkla bilmeyen hemşehrimiz Erdoğan Bayraktar’ın bulunması da birileri için sıkıntı doğurmuş. Başbakan ile dostluğunu ve ilişkilerini bilenler buradan tam hedefi 12’den vurup başbakana ulaşmayı düşünmüşler. Trabzon ve Karadeniz çok önemli Bayraktar’ı almak Trabzon’daki dengeleri bozmak anlamına gelir. Malum çevreler Türkiye üzerinde ne zaman hangi oyunu oynayacaklarını çok iyi biliyor ve sergiliyorlar. Bayraktar’ın gitmesi ile adeta şok yaşayan Trabzon yapılan açıklama ile başka bir şok daha yaşamış oldu. Hala kendine gelebilmiş de değil. Ama arada cereyan eden olayları ileriki zamanlarda öğrenip daha sağlıklı bir şekilde açıklayacağız bu durumu. Şimdi hesap yapanlar kim bilir sırada Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı için hamleler düşünüyorlardır. Malum en çok o alanda yatırım ve dönüşüm yaşanmış ülkemizde.

 

Uluslar arası oyunun yerli işbirliği ile sahnelenmesi hele de milletin gözü gibi sakındığı her düşüşünde kaldırdığı yıllarca mağdur olarak görülen CEMAATİN üzerinden bunun yapılıyor görüntüsü  çok daha acı bir durumdur. Ülkemiz üzerinde oyun kuranların ekonomik, siyasi hedeflerinin yanında asıl hedefi kardeşliğimiz üzerindeki oyunlarıdır. Kaybettiğimiz maddi varlığımız geri gelebilir ancak kaybettiğimiz kardeşliğimiz geri gelmez. Kırılan gönüllerin geri dönüşümü olmuyor. Olsa da eskisi gibi hiç olmaz. İnşallah bu 17 Aralık Algı Zehirlenmesinden ülke olarak sosyal bütünlüğümüz geri dönülmez yara almaz.