Türkiye için oyun hep aynı oyun

Türkiye başı dumanlı, karlı dağlara benzer. Başından sıkıntı, fırtına, zorluk eksik olmaz. Bu durum onu hem zorlu hem de erişilmez kılar. Zorlu coğrafyanın ulaşılmaz dağı için nice efsaneler geliştirilir. Ona hâkim olmak için nice stratejiler, planlar yapılarak ona ulaşılmak istenir. Geçmişin görkemi, hâkim gücü Türkiye tekrar o haşmet ve şaşasına kavuşma adına yaptığı her hamlesi onun başına dertler, fırtınalar, kasırgalar yaşatıyor.

Malum salgın nedeniyle dünyada yaşanan gelişmeleri gerçek anlamda okuyamıyoruz. Nerede, kimler ne gibi oyunlar kuruyor onlara odaklanmamız gerekirken içimizdeki bazı beyinsizler yüzünden yaşananlara yoğunlaşamıyoruz. Sanki dışarıdan bir el, elini çırpmayla oyun başlasın imasında bulunarak Türkiye için eski bu dönem için yeni oyunlar sahnelenmeye başlandı. Türkiye geçmişten gelen büyük devlet olma vasıflarını kendinde hissetmeye, büyük devlet gibi hareket etmeye başladıkça içeriden birileri işareti almış gibi harekete geçiyor. Olay tam olarak budur. Türkiye Cumhuriyeti dünyada yaşanan olaylarda söz sahibi olmaya başladığında, uluslararası oyunlarda önemli aktör olduğunda içeride akıl, fikir ve izanla izah edilemeyecek durumların içinde buluyor kendini.

Yazılarımızda olsun, sohbetlerimizde olsun zaman zaman tekrar ettiğimiz gibi dışarıdan gelen saldırılar olağandır. Yani düşmanın tutum ve davranışları düşmanca olur bunlar da alışılmış şeylerdir. Düşmanı bilir; ona göre hareket eder, hazırlığınızı yaparsınız. Lakin düşmanın içerinizde olması, ülkenizdenmiş gibi görünmesi hep yanılmaya hataya itiyor, yeterli ve zamanında tepki vermenizi engelliyor. Türkiye, düşmanın yerli piyonlarının her daim yıkıcı ve bölücü faaliyetlerinin etkilerinden kendini arındırmadığı sürece içindeki pislik yuvaları karıştırılacak ve ondan milletin midesini bulandıracak, beynini karıştıracak hareketler çıkacaktır. Bunu bilerek yaşamak lazımdır.

Pandemi nedeniyle dünya; sosyal, siyesi, ekonomik yeni oyunlar kurarken biz Türkiye’de darbeyi konuşuyorsak vah bize ki vah. Cumhuriyetin kurulmasından bir süre sonra tek parti anlayışı ile büyüyen ve iktidarı kendi doğal hakkı olarak gören bir zihniyetin varlığı Türkiye’nin yumuşak karnını oluşturuyor desek yanlış mı olur? Bu mantalite olan zihniyet oyuncağı elinden alınmış ergen çocuk gibi ne olursa olsun ben iktidar olacağım havasından asla kurtaramadı kendini. Onun için bu zihniyet iktidar olmak için milletten çok militarist hareketlere bel bağladı senelerce. Yılarca milletin göz bebeği olan ordusu iktidarları yolunda en büyük güvence görüldü. Milletin peygamber ocağı olarak gördüğü ve ona duyduğu manevi sevgiden dolayı asla direniş göstermediği askeri darbelerle ülke hep geriye götürüldü. Bu zihniyet iktidarı kaybettiğinde, her sıkıştığında orduyu göreve çağırarak milletin iradesini yok sayarak ülkeye sosyal, kültürel, siyasi ve ekonomik kayıplar yaşattılar.

2016 yılında 15 Temmuz’da girişilen hain darbe girişimi millet için de milletin ordusunun milli olması için de önemli bir milattır. Milletin üzerine namlusunu doğrultan, onu milletin silahıyla vuran Mehmetçiği gören Türk Milleti ordusunu içinde olduğu durumu görmesine neden oldu. İçindeki hain, işbirlikçi ve millet düşmanlarından temizledi Türk Ordusu. Bu temizlik sayesinde içeride ve dışarıda Türk Ordusu büyük operasyonlar yaptı. Bu zamana kadar görülmemiş askeri operasyonlarda başarılar sağlandı. Askerin asli görevi olan milli savunmada içeride gösterilen başarı dışarıdaki operasyonlara da yansıdı. Siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri başarılar dışarıda birilerini fena rahatsız istemiş olacak ki içerideki gönüllü işbirlikçiler eliyle yeni oyunları sahnelemenin peşine düştüler.

Devir değişse de bazı kafalar ve zihniyetler değişmiyor. Yıllarca inançları gereği başörtüsü takanlar örtünmeleri nedeniyle çağdışı zulmü yaşadılar. Son on yıldır bu sorun halledilmiş ülkemizin gündeminden çıktı sanmıştık. Meğer yanılmışız. Halledildi denen başörtüsü meselesi hiç yokken tekrar ülkemizin gündemine geldi. Huy teneşirde çıkarmış sözünü boşuna dememiş atalarımız. Neymiş, başörtülü bir hâkim “adil” karar veremiyormuş. Bu ülkede yıllarca başı açık hâkimler karar verdi. Onların kararına kimse bir şey demedi. Onlar da ideolojileri ile mi hareket ettiler? Bu analoji bizi işin içinden çıkılmaz bir mecraya sürükler. O da millete bir şey kazandırmaz aksine kaybettirir. Bölgemizin ve dünyanın yaşadığı bu hassas dönemde ordumuzu siyasi malzeme yapmak, milletimizin değerlerini siyasi malzeme yapmak ülkemize, milletimize büyük zarar verir.

İktidarı elde etmenin yolu milletin iradesinden, milletin sevgisinden geçiyor. Korkutmayla, sindirmeyle, şantajla, aba altından sopa göstermeyle olmayacağını anlamak gerekiyor. Siyaset yapanlar millet için, milletin sorunları için siyaset yapsınlar, onların sorunlarını taleplerin dinlesinler, samimice milletin yanında olduklarını göstersinler Türkiye’de iktidar herkese eşit uzaklıktadır. Yeter ki samimi olunsun, yeter ki milletin değerleri ve beklentileri yok sayılmasın. Son yaşadıklarımızı Türkiye’nin bir iç sorunu olduğunu görmek saflık olur. Dışarıdaki aktörlerin içerideki hücreleri harekete geçirme hareketidir. Nabız yokluyorlar. Bakıyorlar ki içerideki dinamikler Türkiye’yi kendiyle boğmaya yeter mi? Yetmez. Yetmeyecek. Türkiye oyunları bozdukça hep büyüdü. Kurgulanmaya çalışılan bu olaydan da büyüyerek çıkacaktır. Yeter ki akli selim hakim olsun.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kazım Keleş
Kazım Keleş - 1 hafta Önce

Bazı beyinsizlere ne anlatsan boş

banner58

banner15

banner16

banner20

banner19

banner22

banner21