İstiklal Marşı ve Akif

Naakusların Osman’ın beyninde inlediği zamanlarda, puslu havaları seven çakalların gözlediği dumanlarda ve “İmdat” valfının çekildiği anlarda bu millet her daim bir Mehmet çıkarmıştır.

Bir Mehmet ki adı Peygamberin adından özet,
Bir Mehmet ki dilinde Kuran, her hareketinde sünnet,
Bir Mehmet ki fikri de zikri de ümmet…

İki Cihan Serveri Efendimizin(SAV) kutlu hadisine nail olan muzaffer bir komutanın adı ile şerefli Fatih semtinde ümmetin dertlerine şifa, sevinçlerine safa olmak için bu fani dünyaya bir Mehmet geldi.

Mümin yüreklerin duygularına tercüman olan Akif’in babası Batı’dan esen bir İslam meltemi, annesi Doğu’dan yükselen bir iman abidesiydi. Ve kendisi hadislerde bahsi geçen bir şehrin iman dolu yüreğiydi.

O Fatih Camii’nin kubbesi altında kişiliğinin çizgilerini derinleştirirken akıntıya karşı Boğaz’ı yüzerek geçen bir yelkendi ümmet için inanç rüzgârının rota çizdiği.

O “Hasta Adam” olarak ün salmış dipdiri bir meyyit olan devletin ölü toprağını üzerinden atacağına inandığı “Asım”ların yetişeceğini bilen ufku geniş bir levent idi.

O, iman ile metal yığınlarının çarpıştığı Çanakkale’de destan olup dile gelirken yurduna alçakları uğratmaktansa Seyit olup gülle diye yağmıştı.

O “Bülbül” diye Bursa için kan ağlarken körpe dimağlara “atiyi karanlık görerek azmi elden bırakma”nın en büyük zillet olduğunu öğütlemişti.

Ellerine yıldırımları aldığını sanan birçok devlet, önünde diz çökmesini beklediği Türk milletinin yeni bir şahlanışla dirileceğini ummuyordu. “O ulu çınar yok oldu.” denildiği anda köklerinden yeni bir filiz yeşeriyor ve devletler kurup imparatorlukları bünyesinde eriten Türk milleti yeni devletinin sancılarını çekiyordu. Bütün bu sancılı dönemde halkın çeyizinden düşman karşısına çıkan ordumuz kahramanlıklar üstüne kahramanlık gösterip de zafer adlı o kızıl kartalın kanatlarında yükselmeye başlayınca dillere pelesenk olacak bir özgürlük türküsünün nağmeleri şafaklarda özgürce yüzen al sancağa eşlik etmeye başlamıştı. Kapkara dumanların ülkemizin semalarından dağılmasına az kaldığı günlerde mana yüklü bulutlar Taceddin Dergâhı’na doğru akın ediyordu. Çünkü yüreğinde koca bir umman taşıyan şair bütün bir vecd içinde yeni filizlenen bağımsızlığın türküsüne güfte yazıyor ve tüm maddi çıkarlardan arınmış ruhuyla kalemini yüreğine batırıp dizeler boyu mesafe alıyordu.

Bir nida yükseldi önce: Korkma!

Savaşın daha bitmediği bir dönemde bir cesaret busesi… Zira göğsünde milleti için çarpan bir kalp taşıyan koca şair son ocağın sönmeden bayrağımızın burçlarda dalgalanacağını adı gibi biliyordu.

Aldığı her nefeste ümmet diye yaşayan ulu şair ilk dörtlüklerde “Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.” diye inlerken son dörtlüklerde bir sevinç çığlığı gibi “Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.” diyecekti. Bir nazarlık gibi ordumuzun göğsüne takılan İstiklal Marşımız tam 41 dizeden oluşan “41 Kere Maşallah” sözünün dizelere yansımış haliydi. Birbirinden asude dizeler ile kalemine damlayan istiklal şiirinin haberini veren Akif bir iman şaheseri olan İstiklal Marşımızı doğuştan asker olan Türk milletinin yüreğine nakşetmişti.

İçindeki duygu selinin dalgaları Taceddin Dergâhı’nın duvarlarına yansırken milletin egemenliğinin gölgesi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi bir iman anıtı olan İstiklal Marşımızı göğsüne basıyor ve el üstünde tutuyordu. Onca şiir arasından Kaşıkçı Elması gibi parlayan İstiklal Marşımız 12 Mart 1921’de kabul ediliyor ve dünya üzerinde okunurken en çok saygı gören marş oluyordu.

Şimdi bizler özellikle yeni nesil olarak bu bilinçle davranmalı ve bayrağımıza renk olan şehitlerimizin gölgesinde sesimizi perde perde yükselterek yürekten okumalıyız İstiklal Marşımızı.

YORUM EKLE

banner15

banner16

banner19

banner22

banner21

banner30